Askeri bilgiden yoksun subaylar; geminin ne olduğunu bile bilmeyen denizciler; devletin gidişatından bihaber devlet memurları; şehvetli bakışları, gevşek dilleri ve gayriahlaki yaşamlarıyla, olabilecek en dünyevi din adamları oradaydı; hiçbiri liyakat sahibi değildi fakat hepsi rezilce öyleymiş taklidi yapıyordu; hepsi bir şekilde Monsenyör'ün tarikatının bir parçasıydı, bu yüzden de herhangi bir maddi getirisi olan tüm devlet pozisyonlarında bunlar görev alıyor, paraya para demiyorlardı.
Vergi memurları ve vezirden kölelere kadar her kademedeki görevlileri soruşturmalı ve sıkıca denetlemelidir. Eğer işini savsaklayan ve halka zulüm eden devlet görevlisine rastlarsa, derhal işine son vermelidir.
Dergah Yayınları,2022
Alıntı
Reklam
...İdare anarşi içindedir.Atılan her adım halkın hükumete karşı duyduğu derin nefreti artırmaktadır.Bütün memurlar rüşvet almakta,görevlerini kötüye kullanmakta,her türlü yolsuzluğu yapmaktadırlar. Adalet mekanizması işlemez hale gelmiştir.Emniyet kuvvetleri çalışamıyor.Ekonomik hayat korkunç bir hızla çökmektedir. Ne halk, ne de devlet memurları geleceğe güvenebilmektedir.
Bizim memleketin insanı şimdide aynı.
Devlet hükümet memurları, mecliste mebuslar, bütün gazeteciler kravatlıydılar. Hepsinde birer küçücük dağları kendileri yaratmış gibi çalım. Ancak birbirlerinin anlayacağı dille konuşurlar, memleket memleket, vatan vatan diye patırdasalar da sonunda kabağı fakir fukaranın, yani kravatsızların başında patlatırlardı.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Alıntı
'Hükümet' zengin tipler ve önemli aileler anlamına gelir. Hükümet büyük bir ailedir. Bakanlar yardımcılarını akrabalarından seçer. Yardımcılar direktörlerini akraba gruplarından seçer. Direktörler bölüm şeflerini akrabalardan seçer. Şefler memurları akrabalarından seçer. Kapıcılar bile önemli evlerdeki uşaklar arasından seçilir. O sebeple, hükümet tek bir ailedir ya da birçok aileden oluşan tek bir sınıftır. Ve bu sınıfın kendi çıkarlarıyla çatışması halinde insanların refahını feda ettiği bir gerçektir.
Sayfa 47 - Kırmızı Kedi Yayınevi·Kitabı okudu
Alıntı
Nazım Hikmet- Atatürk karşılaşması...
... romantiklerden biri, Osmanlı Devlet memurları yetistirmiş iyi bir aileden gelen 19 yaşındaki şair Nâzım Hikmet'tir. Nâzım, 3 Ocak 1920'de Ankara'ya giden yolcular için ilk durak olan Karadeniz kıyısındaki İnebolu limanına, yanında üç genç yazar arkadaşıyla birlikte gelir. Mustafa Kemal'in meclise açıkladığı gibi Karadeniz kıyısındaki milliyetçi yetkililer öylesine dikkatliydi ki "uçan kuştan dahi haber vermektedirler." İnebolu Kaymakamı, boyunlarında kırmızı eşarpları bulunan ve komünizm yanlısı olduklarını gizlemeyen genç yazarlara giriş izni verilip verilmeyeceğini Ankara'ya sorar ve izin verilir. Nâzım Hikmet Ankara'ya varınca aralarında milliyetçilerin Basın Müdürü, gazeteci Muhittin'in (Birgen) de bulunduğu sol-kanat İttihatçılarla dost oldu. Meclise götürülüp Mustafa Kemal ile tanıştırıldı. "Bazı genç şairler," dedi Mustafa Kemal, “modern olsun diye mevzusuz şiirler yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız.” Nâzım Hikmet, bu sözleri Mustafa Kemal'in açıklamak istediğinden farklı bir biçimde yorumladı__. Türkiye'nin en iyi ve modern şairi, yeteneğini Bolşeviklerin hizmetine sundu. Stalin'in upuzun diktatörlük döneminde bile Moskova çizgisinden şaşmadı. Nâzım Hikmet Ankara'ya vardığı zaman, Çerkez Ethem'in yenilgiye uğraması, ‘resmî olmayan' komünistlerin yargılanmasına yol açmıştı. Hayal kırıklığına uğrayan genç şair bir köy okulunda öğretmenliğe başladı. Birkaç ay sonra da Sovyet Rusya'ya gitti.
Sayfa 358 - Remzi Kitabevi- İkinci kez okunmakta.·Kitabı okudu
Tarih
Reklam
Reklam