Bu kitap kendini bir “araştırma ve inceleme” gibi sunuyor; ancak açıkça araştırmadan çok bir suçlama metni, incelemeden çok ideolojik bir saldırı yazısı. Bir fikir sistemini çözümlemek yerine, onu daha baştan “patolojik”, “hezeyan”, “narsizm”, “ırkçılık” gibi yaftalarla bastırıyor. Böyle bir metin fikri mücadele değil, öfkeli bir iddianamedir. Düşünce üretmek yerine ifşa etmeye yaslanıyor. Bu, ciddi bir zaaf.
Daha başlıklardan itibaren yön belli: tarih, psiko-sosyal analiz, Türkosentrik varyasyonlar, ihanet, öznellikten çıkarma… Bu iskelet disiplinli görünüyor; ancak aynı zamanda baştan sonucu yazılmış bir suç dosyası gibi ilerliyor.
Millet fikri ile ırk fikrini bilinçli biçimde birbirine karıştırıyor. Millet, milliyetçilik, devlet, resmi tarih, kültür, psikoloji ve şiddet gibi farklı düzlemleri tek bir açıklama kutusuna sıkıştırıyor. Bu yüzden analiz derinleşmiyor; aksine düzleşiyor. Her şeyin cevabı baştan verilmiş: narsizm, hezeyan, ırkçılık, sömürgecilik.
Türkçülük tarihsel olarak yalnızca biyolojik ırk teorisine indirgenemez. İçinde dil, kültür, terbiye, tarih şuuru, ülkü ve medeniyet tartışmaları vardır. Bu kitap ise bu geniş alanı daraltarak neredeyse tamamını “ırkçı zihniyet” etiketiyle açıklıyor. Buna, açıklama değil indirgeme denir.
Bir kere metin kavram sarhoşu. Fromm gibi pek çok düşünür ve metinler referans veriliyor; ancak bu referanslar çoğu zaman yalnızca sunduğu tezi destekleyen parçaların seçilmesiyle sınırlı kalıyor. Karşı-denge zayıf ya da yok denecek kadar az. Kaynak çeşitliliği görünürde geniş, fakat zihinsel çoğulluk dar. Kavramlar devşiriliyor; ancak her olguya yapıştırılarak sanki otomatik ispat üretilmiş gibi sunuluyor. Oysa bir kavrama isim vermek, onu kanıtlamak değildir. “Nekropolitika”, “kolektif narsizm” ya da “şizopolitika” demek tek