Sanki ümitler arttıkça, çekilen ıstırabın şuuru ve kurtulma sabırsızlığı da artıyordu. Halkımız bir nevi anesteziden kurtulmuş gibi, millî bünyenin üzerinde yapılan ameliyenin korkunçluğunu daha derinden duyuyordu. Bu her gün ayrı ayrı muhitlerde, ayrı ayrı şekillerde görülen bir vakıa idi. Asırlardan beri edinilen tecrübe ile, o kadar yanlış nasihatler veren atasözlerinin terbiyesiyle, üzerlerine dünya ve devlet işlerinin mesuliyetini almaktan çekinen, bu işlerde sadece, istendiği zaman can ve malını harcamakla kalan bir sınıf halk, içlerinde doğan vazife şuuruyla birdenbire değişti.
Sayfa 318 - Dergah Yayınları 16. Baskı Eylül 2016
Fıkraysa komik değilse daha komik ahsjshs
Türklerin kafasında bir tarih birliği, tek devlet şuuru bulunmalıdır. Fakat bu şuurun yerleşmesi için önce Millî Eğitim Bakanlığında, onun Talim ve Terbiye Kurulunda bu şuurun bulunması icab eder.
Sayfa 65 - Ötüken Neşriyat·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
ŞİAR-I HÜKÛMET OLDUR Kİ.
(...) Sokullu’nun sorgucu titriyordu: “Şiar-ı hükûmet oldur ki, Devlet-i âliyye, savlet-i beliyyeden mahfuz ve zînüfuz kala...” (Savlet-i beliyye: Belâ hücumu... Mahfuz: Korunmuş... Zînüfuz: Nüfuz edilmemiş.)
Vâridât: “Rüyada Röportaj”, ″HEM AYNIYIM HEM GAYRI″ başlıklı 30 Mayıs bölümü, İBDA Yayınları
Tarih Şuuru
Bu Ümmet Allah'ı, kitabı ve peygamberi hususunda ihtilafa düşmedi. Onlar dünya menfaat ve nimetleri hususunda ihtilafa düştüler. Onun içinde devlet ve izzetlerini kaybettiler. (Ömer bin Abdülaziz)
Sayfa 181·Kitabı okudu
Herkes bilir ki, bir milletin hayatında, rejimler ve hükûmetler geçicidir de "devlet" bir şuur ve müessese olarak devamlıdır. Yani, rejimler, hükümetler ve hanedânlar değişir ve fakat devlet değişmez. Düşünün, "Çin" bir devlet olarak kaç bin yıldan beri mevcuttur. Tarihçilerin iddiasına göre, "Çin", aşağı-yukarı 3500 yıldan beri "Çin Devleti'dir. O günlerden bugünlere bilmem kaç hanedân, bilmem kaç hükümet, bilmem kaç rejim gelip geçmiş-tir, ama "Çin", yine "Çin Devleti" olarak anılmaktadır. Durum, "Japonya", "İran", "Yunanistan", "İngiltere", "Fransa" ve diğerleri için de aynıdır. Evet, pek az istisnası ile durum, bütün büyük ve köklü devletler için aynı... Milletlerin ve devletlerin hayatında, önemli "dönüm noktaları" ve "dönemeçler" elbette vardır. Bunlar, o milletin ve devletin hayatında, unutulmaz izler de bırakırlar; ancak, bütün bu değişiklikler, kolay kolay "devletin adını" değiştirmez. Üzülerek belirtelim ki, birçok sebebe bağlı olarak, bizde durum aksinedir. Hayrete şayan bir vakıa olarak belirtelim ki, bizde, bizim insanımızda, "sürekli bir Türk tarihi şuuru" gelişmemiştir. Bizde, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Selçuklular, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti,... hep ayrı ayrı "devletler" gibidir. Bunlar, sanki, bir milletin, tarih sahnesine çıkışını ifade eden "diriliş ve silkiniş periodları" değildir. Bırakın "Türk Tarih Şuurunu", bizde "Türkiye Tarih Şuuru" bile, tam mânâsı ile gelişmemiştir. Dikkat edin, biz, Anadolu kapılarının 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Müslüman Türklere açıldığını, ısrarla belirtmemize ve bu toprakları "vatan" edinmemize rağmen, buradaki "millî mâceramızı" bile bir "bütünlük" içinde idrak edememekteyiz. Bizdeki "tarih eğitim ve öğretimi" o derecede sakattır ki, biz, "Selçukluları", "Osmanlıları" ve "Türkiye
Sayfa 160·Kitabı okudu
Eğitimde verilen dersler ile de milliyetçilik düşüncesinin öğrencilere intibakı sağlanmaya çalışılmıştır. 1924 programında yer alan musahabat-ı ahlakiyye ve malumatı vataniyye dersleri, haftada birer saat verilen dersler olmuştur. Bu derslerin amacı; çocukların kendisini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bilmesini sağlamak, milli ve insani vazifelerini yapacak vatandaşlar haline getirmektir. Bir, iki ve üçüncü sınıflar için verilen musahabat-ı ahlakiyye dersinde milli kahramanlar ve alimlerin hayat hikayelerinin çocuklara cazip gelecek şekilde anlatılması hedeflenmiştir. Dördüncü ve beşinci sınıflar için verilen malumatı vataniyye dersinde çocukların kendileri, aileleri ve bütün insanlara karşı hak ve vazifelerini öğrenmesi istenmiştir. Bununla beraber bir vatandaşlık aidiyeti oluşturmak amaçlanmıştır. Dördüncü ve beşinci sınıflara verilen malumatı vataniyye dersi 1926 programında yurt bilgisi adını almıştır. Programda yurt bilgisi dersinin maksadının yurttaş yetiştirmek ve gençleri dahil oldukları vatan ve millete intibak ettirmek, devlet, milliyet ve aile dayanışması ahlakı oluşturmak ve yaşatmak, çocuğa içinde yaşadığı toplumda kendisinin oynadığı ve oynayacağı rolü sezdirmek, demokratik bir devlette yurttaşların hak ve vazifeleri hususunda önemli ölçüde bir fikre sahip olmasını sağlamak, çocuğa en geniş şekliyle ülkesini ve milliyetini sevdirmek, Türk emeği ve teşebbüsü ile meydana gelen ve işletilen müesseselere dikkat celp ettirmek suretiyle çocukta Türk'ün ekonomik ve medeni kuvvet ve kabiliyeti hakkında itimat oluşturmak, çocuğa devlet teşkilatı ve hükümet hususunda esaslı düşüncelere sahip olmasını sağlamak olarak açıklanmıştır. 1936 yılı ilkokul programında ise yurt bilgisi dersinin amaçları; millet mefhumunu, Türk milletinin karakterini, büyüklüğünü
Mavi Gök Yayınları·Kitabı okudu
Tarih