Bu dünyada kadınların başına gelen en güzel şey yaşlanmak. Belli bir yaştan sonra itibarın törenle iade ediliyor, apoletlerin oluyor yıllardan, yıldız yıldız. Kırklı yaşlarda bir yıldız. Artık öyle kolay kolay azarlanıp eğilip bükülemeyeceğin ilk yıllar. Herkes bir haddini biliyor. Gözünü dikip gözünün içine, öyle emirler yağdıramıyor kimse. Genç değilsin, güzel değilsin, son demlerin tatlı tatlı demlenirken, bir ferahlık, bir genişlik, bir ayağınızı denk alın hali. Çekeceğinizi çektiniz, azıcık soğumaya alalım sizi, zaten pek arzulanır bir yanınız da kalmadı, meme, kuku, hep birlikte dinlenin güzelce, rahat edin... Sonrası daha da heyecanlı. Büyük devlet töreni elli yaşında. Ağzına geleni söyleme hakkı, sıçıp sıvama, üstüne tüy dikme mertebesi, deliliğin ilan edilip herkesin yanına desturla yaklaştığı o altın çağ. Genç kadınların idolü, erkeklerin gece karanlık sokakta karşılaşmayı en son isteyeceği türden bir, ne bileyim, insan desen değil, kadın desen hiç değil, mahluk gibi bir şey. Göt büyümüş, memeler sarkmış, surat hep beş karış, arada deli deli kahkahalar, ne yemeğe ne içmeye dikkat eden var artık, çocuklar büyümüş, ne halleri varsa görsünler, koca desen Allah bin belasını versin, kıllarımı bile almasam olur da işte, öyle öğrenmişiz yüce makamı burası. Tüm diğer yıldızlar ellide takılıyor. Üst sınır burası. Kimsenin haddine değil tabii yanına yaklaşmak, önüne fırlatıyorlar korkuyla, sen kendi ellerinle takıyorsun. O rütbede biri yok zira. Zirvelerin zirvesi. Bundan böyle zehirli bir çatal dil, tüm intikamını alıyorsun hayatta seni üzenlerden, doya doya.