Hayvanlar eşittir ama filler daha eşittir
9/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 23:30
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca “Bir halkı, bir devleti ya da bir topluluğu yönetmek ve hatta yok etmek istiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey; onlara kim olduklarını unutturmaktır.” Yaşar Kemal ’in Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca eseri, tam olarak bu fikir üzerine inşa edilmiş, derinliği beklenmedik ölçüde yüksek bir fabl. Öncelikle şunu söylemeden geçemeyeceğim: Bu eserin bu kadar az biliniyor olması gerçekten şaşırtıcı. Yaşar Kemal gibi bir yazarın böyle güçlü bir eserinin geniş kitlelerce bilinmemesi, Türk edebiyatı adına ciddi bir eksiklik. Bana göre bu kitap, Hayvan Çiftliği kadar etkili, en az onun kadar sarsıcı bir anlatı sunuyor. Ancak ne yazık ki aynı bilinirliğe sahip değil. Eser, hem fabl hem de distopik bir anlatı olarak karşımıza çıkıyor. Yüzeyde hayvanların hikâyesini okurken, derinlerde toplum, iktidar ve birey üzerine çok sert bir eleştiriyle karşılaşıyoruz. Üstelik bunu ağır felsefi kavramlara boğmadan, son derece akıcı ve sade bir dille yapıyor. Hikâyede Filler Sultanı ve onun kurduğu düzen üzerinden, gücün nasıl yozlaştığını görüyoruz. Filler Sultanı, kendisine hiçbir saldırıda bulunmayan karıncaların ülkesine “siz bana saldırdınız” bahanesiyle saldırıyor. Bu noktada kitap, tarih boyunca defalarca gördüğümüz o tanıdık söylemi gözler önüne seriyor: Güçlü olan, çoğu zaman kendi müdahalesine meşruiyet yaratmak için bir gerekçe üretir. Bu durumu günümüzden örneklerle düşündüğümüzde tablo daha da netleşiyor. Örneğin, İsrail’in Filistin üzerindeki politikalarında sıkça dile getirilen “ilk saldırıyı karşı taraf yaptı” söylemi ya da Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı bölgelere müdahale ederken önce kriz ortamı oluşturup ardından “özgürlük” ve “demokrasi getirme” iddiasıyla hareket etmesi, eserde anlatılan düzenle birebir örtüşen örnekler olarak düşünülebilir. Ancak
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,7bin okunma
10/10
·510 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2026 09:49
Vladimir Bartol’un Alamut adlı romanı, 11. yüzyılda İran’da geçen tarihsel bir kurguya dayanır. Hikâye, Alamut Kalesi’nin hâkimi olan Hasan Sabbah ve onun yetiştirdiği fedailer etrafında şekillenir. Hasan Sabbah, Selçuklu Devleti’ne karşı yürüttüğü mücadelede askerî güçten çok inancı ve zihinsel manipülasyonu kullanır. Temel felsefesinde şu vardır: "Hiçbir şey gerçek değil, her şey mübah." Bu felsefe çerçevesinde bütün planını şekillendirir ve tarihin tanıklık ettiği en çarpıcı ve sıradışı düzmecesini ortaya koyar. Plan şudur: Genç erkekler küçük yaşta kaleye alınır, eğitilir ve mutlak itaate alıştırılır. Bazı fedailer, uyuşturucu etkisiyle sahte bir cennet bahçesine götürülür; burada gördüklerinin gerçek olduğuna inandırılırlar. Bu deneyimden sonra gençler, Hasan Sabbah’ın kendilerine cennetin anahtarını verdiğine inanır ve onun tek bir sözüyle ölüme gitmeyi kabul ederler. Böylece fedailer, gerçeği sorgulamayan birer suikastçiye dönüşür. Ve dönemin en büyük İran İmparatorluğu olan Selçuklu Devleti'nin kâbusu olur. Devletin önce veziri Nizam-ül Mülk, daha sonra sultanı Melikşah suikastle öldürülerek bu kusursuz düzmecenin kurbanı edilir. Ve koskoca imparatorluk dağılma aşamasına gelir. Roman boyunca Hasan Sabbah’ın asıl amacı ortaya çıkar: "İnsanları gerçekle değil, inandıkları şeyle yönetmek." Tarih boyunca dinin nasıl sömürüldüğü, inançların zayıflığıyla nasıl istifade edildiğini görebiliyoruz burada.
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
Ebu Cehil öldü ama,zihniyeti hâlâ yaşıyor... Bir kere,ahlaksız insan olmaz.Ya güzel ahlak sahibidir ya da kötü ahlak.! ​"-Arkadaşların, biliyorsunuz bütün bunlar emperyalist güçlerin oyunu. İslâm’a karşı duramayacaklarını anlayınca, işe, kadını sokağa çekmekle başladı. Onlar çok iyi biliyorlardı ki, kadını İslâmi hassasiyetinden kopardılar mı işleri kolay olacaktı. Ve onlar biliyorlardı ki, kadını bozdular mı, toplumu bozmuş olacaklardı. İnşaallah, sizler ümit veriyorsunuz, bu oyunu bozacak olanlar sizsiniz. Bilinçlenen asrın Zeynepleridir. İslâm'a sarılan, zamanın Sümeyyeleridir. Kısacası ümit sizde, siz, asrımızın genç kadınında." İnsanlar hata yapabilirler, bizler insana bakıp İslâm’ı tarif etmiyoruz. İslâm’a bakıp, insan tarifi ediyoruz. İmanın hakikatini bilememek. İman hangi durumda kabul görür? Hangi durumda kabul görmez? Allah'ın bizden istediği imanın gerekleri nelerdir? Hangi fiiller imanı zedeler? Her şeyden öte, Allah vardır diyen herkes müslüman olur mu? Görüldüğü gibi, Allah’a ait olan bir çok şeyi kabul ettikleri halde, bu onların imanlı sayılmalarına yetmiyor. ​Zülal araya girdi: ​— Yani, kafana göre takılmayacaksın. Senden, nasıl inanman isteniyorsa öyle inanacaksın. Öyle mi? ​— Evet. Ve bir de inanman gerekenlerin hepsine inanacaksın. Birine, tamam inandım. Ama, şu kural işime gelmedi demek yok. Çünkü, birini inkar, hepsini inkar gibidir. ​"– Sonuçta, bir insandan çıkmamış mıdır? Her bir izm, bir insan uyduruğu değil midir? ​– Evet. Elbette ki, her birinin bir sahibi var. ​– Sonuçta, bunlar birer insandır. Ve insanları yönetmek, idare etmek için kurallar belirliyorlar. Allah’ta, insanları idare etmek için, kurallar belirlemiş. Allah, herkesten, herşeyi daha iyi bildiğine göre, hangi kuralları benimsememiz lazım. Kaldı ki, bir insanın adı,
Zamanın ZeynebiSabiha Ateş Alpat · Beka Yayınları · 20001,128 okunma
9/10
·183 syf.··
Beğendi
·
2025 134. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2025 03:05
Yakın tarih Türkiye okumaları yaparken biraz da komşu ülkelere ve Türk soydaşlarımızın da tarihine bakmak lazım. Tarihi okurken, tarihi şekillendiren şahsiyetlerin, kahramanların, siyasetçilerin ve düşünürlerin de hayatını okumayı seviyorum. Çocukluğumda dedemden birçok kez Ebülfez Elçibey'i övdüğünü duymuştum. Oldum olası bilge, dürüst, çalışkan, cefakar, yaşadığı toplum için dertlenen, önderlik yapan, acılar çekmiş liderlere hayranlık duyarım. Aliya İzzetbegoviç, Şeyh Şamil, Şamil Basayev, Ebülfez Elçibey bu coğrafyada büyük mücadeleler vermiş, kendi toplumlarının özgürlük mücadelesinde büyük rol almış ve temellerini atmış kişiler. Kızının yazdığı bu kısa ama dolu dolu biyografide onun aile hayatını, çocukluğunu, yetiştiği Azerbaycan'ı, eğitim hayatını ve siyasi mücadelesini okuyoruz. 1992 yılında seçimle işbaşına gelen ilk Cumhurbaşkanı oldu. 90.000 kişilik Rus ordusunu Azerbaycan topraklarından çıkardı. Azeri Türkçesini resmi dil yaptı. Modern, laik ve çağdaş kurumlar kurmaya başladı. Eğitim sistemini yatırım yaptı. Ekonomik kalkınma için Bakü-Ceyhan boru hattı projesini hayata geçirmeye çalıştı. Ebülfez Elçibey politikaları Rusya için ve bölgedeki dengeler için tehlike arz ediyordu. Bu yüzden bir darbe girişimi sonrası Cumhurbaşkanlığı Haydar Aliyev tarafından gasp edildi. Halbuki Elçibey, yeni devleti kurarken şu cümleyi kurmuştu. "Öyle bir alt yapı oluşturulmalı ki, hem cumhurbaşkanını koruyabilsin hem de cumhurbaşkanı haddini aşıp diktatöre dönüşmek istediğinde onun önüne geçilebilsin. Bu hükümetin alfabesidir..." Aliyev hanedanlığının nasıl kurulduğunu şimdi daha iyi anlayabiliriz. Babadan oğula geçen bir sistem oluştu Azerbaycan'da. Muhalefet bastırıldı. Petrol gelirlerinden kaynaklı zenginleşen bir aile var. Maalesef buna benzer bir yapıyı Türkiye'de de
Biyografi
Ebülfez ElçibeyÇilenay Samedbeyli · Ötüken Neşriyat · 202249 okunma
10/10
·72 syf.··
2025 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 15:59
Bir zamanlar imparatorluklar çağıydı. Farklı dinlerden, farklı dilleri konuşan halklar bir hükümdara biat eder, ona vergi verirdi. Dil konuşulur, kültür yaşanır fakat bir kimlik teşkil etmezdi. Hükümdara meşruiyetini veren ise dindi. Derken aydınlanma çağı geldi çattı. Halklar, artık kendi kendini yönetmek istiyordu. Millet kavramı doğdu. Krallar devrilmeye, din yönetimden çekilmeye başladı. İşte Ziya Gökalp, Osmanlı'nın son dönemlerinde, yitmek üzere olan bir ülkenin kimlik arayışının tam ortasında doğmuş bir düşünür. Yaşadığı çağın dinamiklerini analiz etmiş ve Türklerin, maneviyatından taviz vermeden ve çağa uyumlanarak nasıl bir millî bilince ulaşacağını kitaplarında açıklamış. On bir makaleden oluşan kitap kimliğimizin bir parçası olan bu üç kavramı - Türklüğü, Müslümanlığı ve çağdaşlığı- dil, kültür, gelenek gibi bağlamlarda anlatıyor. Türk olmak için çağından geri kalmak, dininden vazgeçmek zorunda değilsin. Çağdaş olmak için Türklükten ve İslâm'dan geçmek zorunda değilsin. Müslüman olmak için de Türklüğü yok saymak ve dar bir anlayışa hapsolmak zorunda değilsin. Kitabın özeti bu. "Üç Akım" adlı ilk makalede, milliyet ülküsünün tarihçesini ve Türklerin neden başlangıçta bu idealden kaçındığını anlatır. Bu ideal ilk başta gayrimüslimlerde, sonra Arap ve Arnavutlarda, en son da Türklerde ortaya çıkmış. Bunun sebebi de Osmanlı'yı koruma sezgisidir. Ne var ki yeni asır, milliyet asrıdır ve bundan kaçınmak mümkün değildir. Aksine millyet bilincini edinmek bir gerekliliktir. "Milliyet hissinin hâkim olduğu bir memleketi, ancak milliyet zevkini nefsinde duyanlar idare edebilirler." Yazar, Türklerin nasıl Osmanlı tarihi boyunca giderek iktisadi ve fennî (ekonomik ve kültürel açıdan etkili olan) sınıfların dışında kalıp memurluk ve çiftçilikle sınırlı kaldığını
Türkleşmek, İslamlaşmak, MuasırlaşmakZiya Gökalp · Kapra Yayıncılık · 20213,881 okunma
Ay Demir ( Silahsız Asker, İnanmış Bir Adam )
10/10
·144 syf.··
2025 8. kitabı
Lisede edebiyat okurken Tanzimat edebiyatı, Serveti Fünun edebiyatı ve Milli edebiyat gibi kavramları benim kuşağımda herkes en az birkaç kez öğretmenlerimizden duymuşuzdur. Müfide Ferit Tek’in eşi Ahmet Ferit Bey ile beraber Sinop’ta sürgünde iken Birinci Dünya Harbi’nin sonlarında 1917 yılında yazmaya başladığı ve 1918 yılında eşi Ahmet Ferit Bey Ukrayna’da Kiev Konsolosluğunda görevli iken yayınlanan bu kitap Osmanlı İmparatorluğu dağılma sürecinde iken, milli benlik inşası çalışmalarına epey geç kalmış olan Türk unsurunun savaşının ancak sonuna yetişen “ İncil”i gibi kutsal bir metin sıfatı ile tanımlanmış bu eser. Halide Edip Adıvar ve Mufide Ferit Tek, 2. Meşrûtiyet sonrası ortaya çıkan Milli Edebiyat akımının en güçlü kalemlerinden ve her iki aydında dönemin şartlarına göre ileri bir eğitim görmüş insanlar. ( ABD’de Yale Üniversite’nde ders vermiş olan Halide Edip Adıvar daha ileri bir eğitim görmüştür.) İttihat Terakki Cemiyeti, Enver Paşa ve 19. yüzyıldan 20. yüzyıla yani Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışından Cumhuriyet’in kuruluşuna ve bugünlere nasıl geldiğimizi anlatan birçok eser okudum, okumaya devam ediyorum. Bundaki niyetim ve amacım bir milletin ölüm ve kalım savaşını derinlemesine anlamak, mesleğimde yetkin olmak ve ülkeme karşı vatandaşlık ve vefa borcunu yerine getirmek. Aydınlamama katkı sunan birkaç eseri ve bu eserlerde okuduklarımla ilgili bazı notları paylaşacak olursam örnek olarak: Bernard Lewis Modern Türkiye’nin Doğuşu, Niyazi Berkes Türkiye’de Çağdaşlaşma, Şevket Süreyya Aydemir Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa ve Suyu Arayan Adam, Jean Paul Roux Türklerin Tarihi: Pasifik’ten Akdeniz’e 2000 Yıl, İlber Ortaylı İ̇mparatorluğun En Uzun Yüzyılı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Alman Nüfuzu, Yakın Tarihin Gerçekleri, Gazi Mustafa Kemal
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022700 okunma