Bazı kitaplar vardır, onları okumazsınız; onlar tarafından okunursunuz. Sefiller de böyle bir kitaptır. Viktor Hugo’nun insan ruhuna tuttuğu ayna, yalnızca 19. yüzyıl Fransa’sını değil, insanlığın vicdan tarihini de gösterir. Çünkü bu roman, bir adamın değil, bir çağın yargılanmasıdır.
Jean Valjean, yalnız bir karakter değildir; ekmek çalan bir yoksul değil; toplumsal düzenin öksüz bıraktığı tüm insanların yüzüdür. Hugo’nun dahiliği, Valjean’ı suçlu olarak değil, suç üreten bir düzenin semptomu olarak göstermesindedir. Devlet, adaleti korumak için vardır; fakat Hugo bize, devletin bazen adaletin celladı hâline geldiğini fısıldar. Javert’in hukuka bağlılığıyla Valjean’ın merhameti arasındaki karşıtlık, belki de bütün siyaset felsefesinin en eski sorusunu yeniden açar:
Adalet nedir? Yasa mı, vicdan mı?
Roman boyunca bu sorunun cevabı değişmez ama derinleşir:
Yasa, insan ruhunun taşıyamadığı yerde çürür; vicdan ise, kanunların dokunamadığı yerden filizlenir.
Bir karakter olarak değil, bir düşünce olarak Jean Valjean
Valjean hapisten çıktığında özgür değildir; toplum, onun üzerine görünmez bir zincir daha takar. Hugo burada yalnızca bir adamın dönüşümünü yazmaz; merhametin hukuku nasıl aşabileceğini gösterir. Papazın tek bir gümüş şamdanla Valjean’ın kaderini değiştirmesi, Hugo’nun bütün insanlığa attığı paradır:
Bir insana güvenmek, onu yeniden yaratmaktır.
Bu nedenle Sefiller, kırık bir adamın değil, yeniden doğmayı göze alan bir ruhun destanıdır.
Fantine: Bir bedenin değil, bir sistemin çürümesi
Fantine’in hikâyesi, fakirliği değil, toplumun fakirliği üreten ahlaki mekanizmalarını anlatır. Hugo burada acımasızdır: Toplum, sadece Fantine’in bedenini değil, hayallerini de parayla satın alır. Onun düşüşü, bireysel bir trajedi değil, ahlaki iflasın