Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dünya çapında bu kadar beğenilmesine şaşmamak gerek. Ölümcül Kimlikler deneme türünde yazılmış adından da anlaşılacağı üzre kimlik meselesini ele alan bir kitap. Yazar konuya fazlasıyla titiz yaklaşmış. Ben kendisiyle tam manasıyla aynı fikirde değilim fakat çok başarılı açıklamış.
Esasen benimsediğimiz kimliklerin bizim bir parçamızdan çok ölümcül silahlarımız olarak kullanılmasından dert yanmış. Artık ise herhangi bir kimliği sahiplenip onun adına savaşmanın işlevsizliğinden. Ben bu noktada fazlasıyla kendisine katılıyorum.
Dünyada sımsıkı sarıldığımız ayrıştırıcı kimliklerimizin yerine muhakkak birleştirici bir şey geçmeli. Fakat küreselleşme bu konuda başarılı olur mu? Ben de yazarın fazlasıyla eleştirdiği endişeli taraftayım. Bir yandan okurken şunu düşündüm hep belki de dünyada şu an yaşanan din,dil,etnisite kaynaklı kimlik çatışmaları; tüm bu savaşlar tüm bu ayrışmalar bir doğum sancısıdır. Birliğin, birbirini anlamanın herkesin aynı ölçüde insan olduğunu kavramanın sancıları...
Bir ay boyunca elimde resmen süründü bu kitap. Neden sevemedim bu kitapta beni ne rahatsız etti emin olamamakla beraber şöyle açıklayayım:
Öncelikle bu kurgu olduğunu iddia eden bir kitap fakat yazarın yaşamı göz önüne alındığında (ki yazarın yaşamını bilmeye gerek dahi yok bas bas bağırıyor beni yazandan bir parçayım diye) kitap birebir adamın yaşadıklarıyla örtüşüyor. Kurgu iddası var kurgu unsurları var ama bir taraftan kurgu olamayacak kadar içten ve gerçek bir anlatım var. Bu kimi okurlar için iyi bir özellik olabilir.
Ama bu kadar çabasız, bu kadar durduk yere mahvedilmiş ve bu denli insanlıktan uzaklaşmış bir yaşamın gerçek olma fikri okurken durmadan beni dürtüp durdu. Bunu bir "gerçek" olarak okumaktan rahatsızlık duydum ben. Örneğin Dosteyevkski'nin Yer Altından Notlar'ını okurken edebi bir haz keyif alırsınız. Orada da insanlığını yitirmiş tıpkı bu kitaptakine benzeyen son derece sevimsiz ve tuhaf bir anakarakter vardır. Fakat bu sizi rahatsız etmez. Aksine okumaktan keyif alırsınız. Orada da muhakkak yazardan parçalar vardır fakat kurgu olduğunu bilirsiniz. Yazar edebiyat sanatıyla gerçek yaşamı ve sancılarını yazıya aktarıp okunur kılmayı başarmıştır ve bize bir şaheser sunmuştur. Evet, bu bir yazı bir metin dersiniz, tatsız bir yaşam öyküsü değil.
Bu kitapta ise tam olarak tatsız bir yaşam öyküsü okuduğumu sanıyorum. Edebiyatla bunu yaşamından bir nebze olsun koparmayı becerebilseydi ve biz bunu hissetseydik şüphesiz başyapıt olurdu.
On yıl öncesinin çok satan, kimsenin elinden düşürmediği o ünlü roman: Aşk
Hep ön yargılıydım. Hem yazara hem kitaba. Fakat Elif Şafak beni şaşırttı. İyi bir yazarmış. Öyle aman aman bunu nasıl yazdın dedirtmedi ama kesinlikle çok başarılı bir metin. Hem teknik, hem dil, akıcılık, duruluk her bakımdan çok hoş bir roman yazmış. Beğenerek okudum. Yazarın diğer kitaplarını alıp okuma isteği uyandırmadı fakat bu başarısızlık alameti de değil. Zira geç kalmış bir okumaydı. Beş yıl önce okusaydım bu romanı Elif Şafak'ın tüm romanlarını alıp okumuş olurdum muhtemelen.
Ne desem bilemiyorum. Pes! Bu nasıl bir kurgu nasıl bir anlatım tek bir kusur yok. Roman değil adeta bir sanat eseri. Türk edebiyatında böyle bir yazarın varolmasından duyduğum kıvançla okudum. Okudukça Anar'ın bir dahi olduğuna karar kıldım. İnanılmaz bir metin. Baştan sona edebi haz, zevk, keyif. Elimden bırakamadım.
Bu kitap hakkındaki hislerim epey karışık. Konusunu bu kadar beğenip de dili ve anlatımından bu kadar hoşlanmadığım bir kitap olmamıştı. Ayfer Tunç oldukça sevdiğim bir yazar. Fakat ne yalan söyleyeyim Dünya Ağrısı benim için bir hayal kırıklığıydı. Pek çok çiğlikle dolu, zorlama anlatımlarla, yapay betimlemelerle bezenmiş bir romandı. Hiç haz etmedim. Dünyayı sırtında bir yük gibi taşımanın acısı ancak bu kadar okura dokunamayacak şekilde yazılabilirdi. Hevesim kursağımda kaldı.
Onun dışında ise özellikle linç kültürü, kendini gerçekleştirememek, herkes gibi olamamak gibi meseleler romanda gayet güzel işlenmiş.
Ne diyebilirim. Açıkçası beklentimin çok çok altındaydı.
İstediğin kadar iyi yaz, ustası ol bu işin ama yazdığın şeye önce kendin inan, önce kendin hisset. Hisset ki okur da hissedebilsin.
Bu kadar derin bir mevzuyu bu kadar okura geçiremeden yazmayı başarabildigi için kendisini tebrik ediyorum ve gerçekten hayret ediyorum nasıl başardığına.