(...) Bir Padişahın alenen musikî ile meşgûl olması, toplum hayatında nasıl benzer temayüllerin çoğalmasına sebebiyet verirse, III. Selim’in müzikteki başarısı da, onun devrinin “Türk müziğinin altun çağı” olarak nitelenmesini sağlamıştır. Sadullah Ağa, Küçük Mehmed Ağa, Vardakosta Ahmed Ağa gibi bestekârlar, III. Selim mektebinin baş temsilcileri olarak tanınmıştır. Kezâ Abdülbâkî Nâsır Dede ile Hamparsum Limonciyan’ın nota mucidlikleri, bu devre tekabül eder. Bilhassa “Hamparsum Notasyonu”, Türk müziği tarihinde mühim bir yer tutar ve mühim tartışmalara mevzu olur. Hamparsum Ağa’dan önce, Türk müziği “meşk usûlü” ile öğretilirdi; yâni bir üstadın dizi dibinde, ondan talim ederek, eski besteler hıfzedilir, özellikleri ve aralarındaki farklar öğrenilir, ancak bundan sonra yeni besteler yapılabilirdi. Bir beste yapmak için bütün geçmiş besteleri bilmek gerekir, öte yandan yüzyılların müzik hafızası nesilden nesile bu şekilde aktarılırdı. Bugün bazıları, Hamparsum Ağa’nın müzik yazısını icad ederek, Türk müziğinin eski eserlerini kaybolup gitmekten kurtardığını söylerler. Diğer bazıları ise, yazının işin ruhunu öldürdüğünü, yazıya geçirilişte de ruhu örseleyici bazı hatâlar yapıldığını, bu sayede bir tereddîye yol açıldığını düşünürler.
Selim Gürselgil, TÜRK MÜZİĞİNE GİRİŞ, -Türk Müziğinin Altun Çağı-, (I. Dönem, Ocak 1996, Feyyaz Aksakal imzasıyla)