Hayatı bize canlılar ve cansızlar diye öğrettiler. Oysa doğada her şey bir devinim halindeydi. Ve canlı cansız her şey bu dansın bir parçasıydı. İnsan yaptıkları kadar yapmadıklarından,söyledikleri kadar söylemediklerinden de sorumluydu. Devrim yapılmaz devrim olunurdu. Diğer varlıklardan daha üstün ve gelişmiş olduğu sanısında olan uygarlaşmış insan, aslında gezegende yaşayan varlıkların en kırılganı,kırılganlığından ötürü de yıkıcılığa eğilimli olanıydı. Ve kendini en mutsuz kılanı…Sahip olma tutkusu insanın zamanla olan ilişkisini giderek değiştirdi. Gelecek şimdinin üzerinde acımazıca egemenlik kurmaya başladığından bu yana, insanlar kendilerinin olmayan zamanlar yaşamaya başladılar. Günümüz insanı bir “Layk” insanına dönüştü. Her şey sayısal bir veriydi artık. Sevgi,mutluluk,sanat sayıların konusu oldu .Hayatını beğenilme üzerine kuran insanların derininde, çoğu zaman dışarıdan fark edilemeyecek kadar iyi maskelenmiş bir hüzün saklanır oldu. Oysa insan deneyimledikçe öğrenecek,öğrendikçe özgürleşecekti.
Ne diyordu Milan Kundera
“Hayat bir kere yaşandığı için yargılanamaz.”