"SÜPER HÜZÜNLÜ BİR AŞK HİKÂYESİ"
"Tek yapmam gereken iyi olmak ve kendime inanmak."
Çok uzak olmayan bir gelecek düşünelim. Öyle bir gelecek ki, yazma becerisi neredeyse tamamen yok olmuş, kitaplar "basılı, ciltli medya nesneleri" olarak anılan antikalara dönüşmüş, insanlar bir tıkla ölçülen "çekicilik" ve "sürdürülebilirlik" puanlarına indirgenmiş. Eser, böyle bir dünyada geçiyor.
Romanın kahramanı Lenny Abramov, kırkına merdiven dayamış, kızgın bir Rus göçmen temizlikçinin oğlu. Gündüzleri Post-İnsan Hizmetleri'nde çalışıp zengin müşterilerine ölümsüzlük vaat ederken, geceleri dünyanın son kâğıttan günlüğünü tutan bu talihsiz adam, aslında pek de ölümsüz sayılmaz. Ölüm her adımını takip ederken, o hâlâ kitaplara saplantıyla bağlı – ki bu da başlı başına başka bir çağdan kaldığının kanıtı.
Yazarın distopyası o kadar da uzak değil aslında. "Beğenilme" kültürünün, sosyal medya puanlamalarının, dijital kimliklerin gerçek benliklerimizin önüne geçtiği bir çağda yaşıyoruz. Kitap, bu gidişatın uç noktasını o kadar ustalıkla çiziyor ki, okurken hem gülümsüyor hem de "Acaba gerçekten böyle mi olacak?" diye düşünmeden edemiyoruz.
Lenny Abramov'un iç dünyasına o kadar hapsoluyoruz ki, devasa bir çöküşün ortasında olduğumuzu zaman zaman unutuyoruz. Oysa arka planda öyle bir Amerika var ki, başlı başına bir karakter olmayı hak ediyor. Lenny'nin kitaplardan bile çok sevdiği biri var: Eunice Park. Çöken bir dünyada, standartların yok olduğu bir çağda Lenny, gerçek insan olmanın değerini kanıtlayabileceğine inanıyor. Peki ama yıkılmakta olan bir gezegende aşka tutunmak mümkün mü?
Kitabın belki de en çarpıcı gerçekliği, Amerika'nın uluslararası arenadaki konumu. Artık borç batağındaki bir ülkeden söz ediyoruz. O kadar ki, doların değeri o kadar düşmüş durumda ki, 6 milyon Çin