Ben uzun zamandan beri bu paşaların durumlarını bildiğimden, bi-rer birer anlatmayı uygun gördüm.
Ketenci Ömer Paşazâde Baki Paşa: Temiz, büyüklüğü sever, ih-tişamlı, kalbi ayna gibi parlak, açık meşrebli bir adamdır. Bazı hal ve tavırları olurdu ki bu haller, zincire bağlanmış melâmilerde bi-le görülmezdi. Hatta Günye gazasından geldikten sonra bütün bey-lerbeyleri ve sancak beyleri ile sofrada yemek yerken, bu Bâki Pa-şa ile Seydi Ahmed Paşa konuşma sırasında birbirlerine kızıp yaka yakaya geldiler. Bana: «Kalk Evliyâ, bizi selâvatla. Aç karna güre-şelim ki, sonra iyi yemek yiyelim dediler. Ben de selâvatladım. Güreş tuttular. Baki Paşa kuvvetli olduğundan, Seydi Paşayı zor duruma soktu. Seydi Paşayı yenmek üzere iken, iki hata yaptı, Sey-di Paşa da gayrete gelip, bütün kuvvetini toplayarak dağ parçası gibi olan Baki Paşayı sofra içine öyle vurdu ki, sofradaki kıymetli eşyalar ve yemeklerin hepsi dağıldı.
Mecliste bulunanların hepsi şaşkına dönüp çadırlarına gitmek üzere iken, çadır sahibi Defterdarzâde Mehmed Paşa efendimiz: «Tez başka yemek!» diyerek yeniden sofra düzdürdü. Bu iki vezire de libası fahireler ihsan olundu. Bâki Paşa: «Ben yenildim. Karnım doydu diyerek çadırına çekildi. Bağış sahibi efendimiz, mükem-mel bir sofra donatarak çeşnigirbaşıya teslim etti ve Bâki Paşanın çadırına gönderdi. Diğer bir sofra daha donatıp, onu da Seydi Pa-şaya gönderdi. «Bunları takımlariyle Seydi ve Baki Paşa kardeş-lerime hediye ettim diye çeşnigirbaşıya tenbih etti. Sonra çuha-dar Pehlivan Ağa ile Seydi Paşaya, Silâhtar Filibeli Mehmed Ağa ile Bâkî Paşaya birer samur kürk gönderip: «Sakın bir şey verir-lerse almayın, başınızı keserim!» diye tenbih etti. Bütün hazır bu-lunan, bu cömertliğe hayran oldular. Bâki Paşa göbekli idi. Silâhşor ve iyi binici idi. Fakat kendisini