"Langa'nın hıyarı, Yedikule'nin marulu" benzetmesi vaktiyle İstanbul halkı arasında bir deyim hâline gelmiş.
1939 târihli bir gazete, haber başlığını şöyle atmış: "Yedikule, dün marul bayramını tes'id etti." Langa hıyarı artık târih oldu. Lâkin sur dibinde yetiştirilen Yedikule marulunun o efsânevi tadına bakmak hâlâ mümkün..."
Ben bir dâhi miyim? Sanmıyorum. En azından henüz değil. Burt'ün eğitim jargonunun örtmeceleriyle alay etmek için söylediği gibi, ben istisnaiyim. Bu, (bir zamanlar parlak ve geri zekalı anlamında kullanılan) üstün yetenekli ve yoksun gibi mahkum edici yaftalardan daha demokratik bir deyim. Eminim ki, ne anlama geldiğini insanlar kavramaya başladığı vakit, istisnai sözcüğünü de değiştireceklerdir. Buradaki fikir şu: Bir terimi ancak ve ancak hiç kimse onun ne anlama geldiğini anlamadığı müddetçe kullanın. İstisnai, spektrumun her iki ucuna da atıfta bulunuyor, demek ki ben tüm hayatım boyunca istisnai olmuşum.
Aslında tüm insanların delilikleri aynı niteliktedir. Bu delilikler birlikte o kadar kolayca uyuşmuşlardır ki bu sayede insan toplumunun en güçlü bağları oluşmuştur; örneğin, ölümsüzlük arzusu, sahte ün ve dünyada yapılan her şeyin dayandığı ilkelerden birçoğu; artık deli diye yalnızca, deyim yerindeyse konu dışı olan ve delilikleri ne tüm diğerlerinin delilikleri ile uyuşabilmiş ne de alışılmış yaşam düzeni içine girebilmiş olan kimselere deniyor.
“….Paris’te delilerinin yalnızca mantıken inandırmaya dayanılarak iyileştirilmeleri olasılığını araştıran ciddi bir takım deneyler yapılıyormuş…. Delillerin bünyelerinde ciddi herhangi bir bozukluk yoktur; delilik, deyim yerindeyse eğer, mantık bozukluğu, yargılama bozukluğu, eşyaya doğru bakamamadır. Profesör, aşamalı olarak hastasını yalanlamakla başlamış işe ve düşünebiliyor musunuz, söylediklerine göre bundan sonuç da almış!”