10/10
·480 syf.··
2026 4. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 07:42
Pir Sultan Abdal, Anadolu halk edebiyatının ve Aleviliğin en güçlü ve en direnişçi seslerinden biri olarak kabul edilir. Ona atfedilen şiirlerin bir araya getirildiği Bütün Şiirleri kitabı, yalnızca bir edebiyat metni değil; aynı zamanda tarihsel, toplumsal ve inançsal bir hafızanın da taşıyıcısıdır. Bu yönüyle eser, hem şiir severler hem de Anadolu’nun kültürel dokusunu anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağıdır. Kitapta yer alan şiirler, sade ve anlaşılır bir dil ile yazılmıştır. Halkın konuştuğu Türkçeyi kullanan Pir Sultan Abdal, şiirlerini süslü bir anlatımdan uzak tutarak doğrudan duyguya ve düşünceye odaklanır. Bu yalınlık, onun şiirlerini daha etkili ve kalıcı kılar. Okur, dizelerde herhangi bir yapaylık hissetmez; aksine içtenlik ve samimiyet ön plandadır. Eserin en belirgin temalarından biri, adalet ve haksızlığa karşı duruştur. Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı dönemdeki siyasi ve toplumsal baskılar, şiirlerine açıkça yansır. Özellikle Hızır Paşa ile olan çatışması, onun şiirlerinde simgesel bir karşıtlık olarak yer alır. Bu karşıtlık, yalnızca iki kişi arasındaki bir mesele değil; zulüm ile direniş, güç ile hakikat arasındaki evrensel bir mücadeleyi temsil eder. Aşk ve inanç da kitabın önemli izlekleri arasındadır. Ancak Pir Sultan Abdal’ın aşk anlayışı, çoğu zaman dünyevi bir sevgiden ziyade tasavvufi bir derinlik taşır. Bu noktada Tasavvuf geleneğinin etkisi açıkça görülür. Şiirlerdeki “yar” kavramı çoğu zaman ilahi bir anlam taşır ve kul ile hak arasındaki bağa işaret eder. Bu durum, eseri yalnızca edebi değil, aynı zamanda felsefi ve mistik bir metin haline getirir. Doğa unsurları da şiirlerde sıkça karşımıza çıkar. Dağlar, yollar, gurbet ve yolculuk imgeleri, hem fiziksel hem de ruhsal bir arayışı simgeler. Bu imgeler aracılığıyla şair,
Pir Sultan AbdalPir Sultan Abdal · Özgür Yayınları · 2016352 okunma
Puan vermedi·264 syf.··
2026 37. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 08:51
Tevfik Fikret, Atatürk' ün en çok sevdiği, beğendiği, düşüncelerini paylaştığı şairlerden biridir. Ayrıca XIX. yüzyılda şiirimizin Batılılaşmasında, yeni bir görüş, duyarlık, deyiş ve imgeye ulaşmasında, Edebiyat-ı Cedide denilen akımın oluşmasında en çok emeği geçenlerden biridir. Gelgelelim, onun en çok tartışılan yanı bu hizmetleri yahut sanatı değil kişiliğidir, hatta kişiliğinin de bir iki yanıdır. Haluk'un Defteri Tevfik Fikret'in Meşrutiyetten sonra yazdığı şiirleri içine alır. Şiirlerinde imge ve duyguya oranla düşünce, bireysel boyuta oranla toplumsal eğilim ağır basar. Kitaba adını veren birinci bölümde şair, gençliğin ve geleceğin simgesi olarak oğlu Haluk'a -inanç ve içtenlikle- seslenir. Onu yarından umutlu olmaya, yurdunun yükselmesi, özgürlüğe kavuşması için çalışmaya, hayata, gerçeğe, insana, bilime bağlı kalmaya, zulme ve haksızlığa baş kaldırmaya çağırır. Sanırım sevmediğim tek tür şiir o yüzden atlayarak okudum ... Tevfik Fikret
Halûk’un Defteri - Şermîn, Son ŞiirlerTevfik Fikret · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024420 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·600 syf.··
2026 5. kitabı
·
96 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 22:46
Uzun mu uzun bir maceranın sonuna geldim. Dile kolay 3 kitap 1682 sayfa. Büyük bir emekten doğan, dil ve anlatım yönüyle eşine rastlanılmaz bir özgünlüğe sahip Sus Barbatus bitti. Masalsı anlatımda zamanın coğrafya ve kültürüne özgü birçok deyiş kullanılmış. Masal içerisinde hikayelerle uzağın ırağına götürüldüm. Bu masalsılığın içinde bir de çok sevdiğim büyülü gerçekçilikle karşılaştım. Her bir karakter son derece temiz, kendine özgü, dik duruşlu ve cesaretliydi. Bildiğimiz tüm erdemler karakterlere serpilmişti. Bu karakterleri köy ortamındaki kendi yoksul dünyalarında verdikleri mücadeleyle tanıdım. Yazarın gerçekçi ve doğal anlatımıyla yeri geldi soğuğu iliklerimde hissettim, yeri geldi sıcak sevda ateşi gibi kavurdu, yeri geldi betimlenen koku burnumda hisse ulaştı. Yaşamda insanın karşılaşacağı tüm zorluklar karakterlerin sırtındaki küfede bu seyahatte bizlerleydi. Ben bu macerada izleyici değil yolcu oldum. Öyle uzun bir yolculuktu ki bu mevsimler geldi geçti. Yola çıkılan yarenlerde yitip gitti. Ben bile ben değilim belki de. Emek emek dokunan bu eserde yazarın kendinden birçok unsur ekimi yaptığına da hiç şüphe yok. Uzun bir maceraya çıkmak isteyenlere Türk Edebiyatı’nın bu nadide eserini öneririm.
Sus Barbatus! - 3Faruk Duman · Yapı Kredi Yayınları · 2021289 okunma
napolyon savaşları
Puan vermedi·
Napolyon Savaşları denildiğinde aklımıza genellikle görkemli üniformalar, haritalar üzerinde ustalıkla kaydırılan ordular ve Austerlitz ya da Waterloo gibi büyük meydan muharebeleri gelir. Ancak bu yirmi üç yıllık kesintisiz fırtınanın asıl hikayesi, cephedeki sıradan insanın ve geride kalan ailelerin trajedisinde gizlidir. Dönemin ünlü yazarı Alfred de Musset'nin o sarsıcı ifadesiyle, Fransa her yıl Napolyon'a "üç yüz bin genç adam armağan ediyordu" ve İmparator, insanlığın yüreğinden koparılan bu gençleri adeta yayına yeni bir tel yapıyor, dünyanın dört bir yanına gönderiyordu; ta ki o oklar ıssız bir vadide yere düşene kadar . Bu sıradan gençler için savaş; haritalardaki sınır değişiklikleri veya ulusal şan değil, Rusya'nın dondurucu soğuğunda açlıktan at eti yiyerek hayatta kalmaya çalışmak , çamur deryasına dönmüş yollarda dizanteri ve tifüsle boğuşmak ya da İspanya dağlarında üniformasız, "görünmez" gerillaların pusularında can vermekti Hatta İspanya'da savaşan Fransız askerleri arasında acı bir deyiş hafızalara kazınmıştı: "İspanya'daki savaş... Askerler için ölüm, subaylar için yıkım, generaller için servetti" . Savaşın ağırlığı sadece askerlerin omuzlarında değildi; Avrupa'nın köyleri ve kasabaları da bu yükün altında ezildi. İnsanlar, Napolyon'un devasa savaş makinesini doyurmak için bitmek bilmeyen ağır vergiler ödemek, tarlalarındaki erzakı ve hayvanlarını ordulara teslim etmek zorunda bırakıldılar . Zorunlu askerlik uygulaması, on binlerce genci ailelerinden zorla kopardı ve pek çoğu bir daha evine dönemedi; bu durum, devletle kendi çocuklarını korumak isteyen yerel halk arasında derin bir nefret doğurdu 1815'te savaşlar nihayet bittiğinde, Avrupa adeta devasa bir mezarlığa dönüşmüştü. Cephelerde, salgın hastalıklarda ve kıtlıkta 6 milyondan fazla
Tarih-Araştırma
Napolyon SavaşlarıAlexander Mikaberidze · Ketebe Yayınevi · 20253 okunma
10/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 14 Şubat 2026 15:23
Necatigil'in şiirimizde en köktenci gelenekle en cüretkâr yeniyi buluşturma, kaynaştırma çabaları elbette kare-şiirden ibaret değil: Kare-şiirlerinden biri olan "Bir Sözlükte Kitap Adları", bir yanıyla da Türkçedeki ilk "buluntu şiir" (found poetry, poème retrouvé) örneklerinden biri, belki de birincisi. Necatigil, son günlerinde, deyiş yerindeyse "ölüm döşe- ğinde" bile, kendi deyişiyle "şiirde de hatt-ı müdafaa değil, sath-ı müdafaa vardır" görüşü doğrultusunda, bir yandan hikmet burcunda edindiği ustalığı sürdüren şiirler yazarken bir yandan da yeni yollar, yeni yordamlar denemekten geri durmuyordu. Tam bir buluntu şiir olan "Bronskopi" işte bu son ürünlerden biri. Eski Sokak bu şiirle kapanırken, umarım genç okurların önünde yepyeni bir şiir kapısı açılıyordur.
Aşk ve Şiir
Eski SokakBehçet Necatigil · Yapı Kredi Yayınları · 20132,628 okunma
Kaybettiğim zamanı geri istiyorum…
5/10
·704 syf.·
2026 15. kitabı
Kitabın ilk 100 sayfası biraz ağır geçti kurunun düzenine bakarsak ya da belki bana ağır geldi ama yakınlaşma sahneleri de aşırı hızlı oldu ve çok gereksizdi bence o kısım. Durağan sahneler çok fazla var uzun uzun duran şeylerden detaylardan bahsediliyor ama aksiyon kısmı bir anda geliyor ve bir anda bitiyor. Keşke durağın sahneleri biraz daha azaltıp aksiyona giden kısımları biraz daha ele alsa yani mevcuttaki durağın olayı günlük işlerini anlatırken oraya sokacağı aksiyonla bağdaştırıp da devam ettirse belki çok daha iyi olur ama yani biz mevcutta durağın bir sahneyi okurken bu kurguya ne kattı derken bir anda aksiyon sahnesine doğru atlıyoruz. Gerçekten çok hızlı geçişler var yani karakterlerin yakınlaşma olayların oluş süreci sahneler bir anda gelişiyor gibi acaba arada atılan kısımlar mı var ya da sayfa sayısını netleştirmek için attığı kısımlar mı var diye düşünmeme sebep oluyor. Bir olayı okuyoruz ne olacak devamında nasıl gelişecek demeye gerek kalmadan sahnenin ortasına düşüyoruz. Kitap boyunca da bu durum çok fazla değişmedi. Bazı yerlerde sahne başlıyor ahsen bir şey düşünüyor kendi kafasında olanlara dair sonra sahneye bir anda biri daha giriyor ama biz onun kim olduğunu 4 -5 paragraf sonrasında anlıyoruz. Yani neden böyle olması gerektiği asla kafam almadı. Kurgu gerçekten çok güzel arkasındaki mantık çok güzel ama olayların işleniş şekli gerçekten olmamış, sonlara doğru özellikle yedinci oğlun dönüşümü geçmiyor. Onur ve Ahsen’in arasındaki ilişki asla geçmiyor ne ara bu kadar aşk dolu oldunuz onur ne ara bu kadar aşk böceği oldu. Kesinlikle anlamadım. Çiçek karakterinin kurguya nasıl bir katkısı vardı sonundaki o sözleri iyi adam olma durumu ne kadar gereksizdi böyle bir şeye asla gerek yoktu. Kitabın bence en iyi karakterlere Pars ve Maze’ydi ama
Edebiyat
Yedinci OğulMerve Akyüz · Dokuz Yayınları · 2025175 okunma