Tüm bunların üzerinden on yıl geçti. Hanna’nın ölümünü
izleyen yıllarda, o eski sorularla eziyet çektirdim kendime:
Hanna’yı yadsıyarak ona ihanet mi etmiştim; ona borçlu mu kalmıştım; onu sevmekle
Oradaki kadınlar benimle ilgilenir, sorular sorar, başımı okşar, beni ne kadar beğendiklerini söylerlerdi. Ama bunların hepsi bir oyundu. Oradan çıkınca arabaya biner binmez oyun biter, anneannem o mutluluk maskesini çıkarır, ben orada yokmuşum gibi davranırdı. Ben yanlış bir şey mi yaptım diye sık sık dönüp ona bakar, bazen de ‘Bana aferin dediler, beni beğendiler di mi anne?’diye sorardım çünkü benim en önemli görevim, daha doğrusu varlık sebebim aferin alabilmekti. O da hiç yüzüme bakmadan başıyla beni onaylardı.”