ve alınteri kana bulanır...
...İşçilerle denizerleri arasındaki çatışma büyüyordu. Sesler, giderek bölge binasına yaklaştı. Akif Dicle ve içlerinde Gültekin Yandımata'nın da bulunduğu birkaç maden mühendisi idare binasını terk ederek Kozlu'nun 300 metre dışındaki dispansere sığındılar. Denizerlerinin havaya sıktıkları silahların sesi buraya kadar geliyordu. İşçiler ise bağıra çağıra ilerliyordu. Ön saflarda olanlar ise, henüz işçilere ateş etmeyen askerlerle göğüs göğüse çarpışmaktaydı. Bazı işçilerin denizerlerinin silahlarını almaya çalıştıkları görülüyordu. Ve birdenbire silah sesleri durdu, işçiler de bağırmıyordu artık. Hızı kesilen kitle, hantal bir gövde gibi ağır ağır toparlandı. Askerlerin önünde iki işçinin bedeni yatıyordu. Mehmet Çavdar ve Satılmış Tepe'ydi bunlar. Çavdar, hemen oracıkta ölmüştü. Tepe ise ağır yaralıydı; hastaneye kaldırılırken o da ölecekti. Yaralanan epey de işçi vardı. İşçilerin bir kısmı geri çekilmeye başladı. Yola doğru ilerlediler. Diğerleri ise Satılmış ve Mehmet'in düştüğü yerden ayrılmadı. Sessizce bekleşiyorlardı. Saat 02.00'yi çeyrek geçiyordu. Bekleşenler, gözyaşlarını içlerine akıtmadılar. Kasketleri ellerindeydi. Hava da oldukça soğuktu ama terliyorlardı. Yangın yerine dönen içlerini tenlerine değen ayaz bile dindiremiyordu. Nasıl bir dünyaydı bu. Silahlarla, mermilerle gelmişlerdi üstlerine. Üç beş kuruş için, grizusuz, göçüksüz bir hayat için, çocuklarının ekmeği için, karılarına basma bir entari alabilmek için, ciğerleri kömür karasına bulanmadan rahat ve huzurlu, insan gibi ölebilmek için bağırmışlardı. Önce geçip karşılarına, "sizi kandırıyorlar" demişler sonra da kan dökmüşlerdi. Şimdiye kadar ses çıkarmamaları, her şeyi sineye çekmeleri için yaptıkları binbir dalavereyle kandırmamışlar mıydı onları da, greve çıkınca kışkırtılmış oluyorlardı.
Suriye’nin, önceki devlet ismi Aram’dır. Aram, Mısır’dan sonra Antik Çağ’da siyasal olarak kurumsal bir yapıya ulaşan en büyük devletti ve bugünkü Suriye’den çok daha geniş bir bölgeyi kapsamaktaydı. Bu bölgeye “Aram” ismi verilmişti. İncil’de de bu isim kullanılmaktaydı. Aram, Akdeniz’in doğusu, yukarı Dicle, Anadolu ve Kuzey Arabistan’a kadar yayılan bölgeyi içine almaktadır. Parlak dönemlerinde Arami İmparatorluğu’na Persler de dâhildi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Oğlum
"Demokrasi falan diyorlar önce, Katliam başlıyor zoru görünce, Mezopotamya'ymış Fırat'la Dicle. Hiç kimseye Dicle de Fırat da yok. Türklük gibi makam da yok kat da yok."
Sayfa 78 - Tayma·Kitabı okuyor
Şiir
Sultan Murad, 1638'de Bağdat Seferi'ne gitmeden Diyarbekir'de Şeyh Aziz Mahmud Urmevi'nin konuğu olur. Şeyh Aziz, 1634'te yaptırdığı Kavs ya da diğer adıyla Çarbağ Köşkü'nde padişahı konuk eder. Padişahın Dicle'ye karşı oturduğu köşkün ikinci katındaki özel bölüm, daha sonra Cihannüma ismiyle anılır.
Sayfa 169 - Sem'an Köşkü'nden Dolmabahçe'ye "Bir Celali Yolculuk"·Kitabı okuyor
2/ Nil Dicle'yle toplanmaz, oğul babası ile Matematik izin verse hayat izin vermiyor Ne oldu bu kaptana tayfa kadar hükmü yok Deniz dedim gözyaşıyla geliyor Kartalın gövdesine serçe kanadı takmak Hesaptan anlamayan hayatm buluşuydu Gövde çürüdü baba, reçine sızmıyor artık Acıkmış bir uçurum ben düşünce doydu mu?
Şiir
Ben kimdim, nereliydim, kime aittim? Belki de hiç kimseye, hiçbir yere, hiçbir ülkeye. Belki de her yere, herkese aittim, her ülkenin bir ferdiydim.
Sayfa 154 - ithaki
Alıntı