"Zihin hem karakterin içsel hem de koşulların dışsal baş dokumacısıdır."
Kitabın ana fikri sayılabilecek önsözden bu cümleyle başlamak istedim. Aslında yaşadığımız çoğunlukla da kötü, olumsuz olaylar hayatımızın akışını yönlendiriyor. Fakat asıl detay olaylara bakış açımız, düşüncelerimizi yönlendirişimizde gizli.
Belki birçoğumuz bilinçliyiz ve yazarın belirttiklerinin anlamının farkındayız ama kötü günlerde, iyi günlerde olduğundan daha hassas ve yüzeysel düşünebiliyoruz. Derinlemesine düşündüğümüzde her çeşit zorluğun çözümünün çok basit olduğunu, karmaşık gelen durumların bu basit temelden yavaş yavaş, adım adım ilerlenildiğinde kolaylıkla aşılabileceğini bilmeliyiz.
Hiç kimse esas alınan herhangi bir zorluğa aynı tepkileri vermez. Dolayısıyla yaşanan zorlukta asıl belirleyen etken yine insanın kendisidir. Herkes verdiği tepkiye göre elde ettiği sonuçları dolayısıyla da hayatının gidişatını belirler. Alınan kararlar, verilen tepkiler, en önemlisi de aklımızda dönüp duran düşünceler çok küçük veya basit gibi görünse de aslında hayat çizgimizi çokça dalgalandırıyor. Eyleme dökmesek bile zihnimizden geçenler içten içe bizi etkiliyor ve her türlü kötülüğe zemin oluşturuyor.
Maddi veya manevi pek çok örnek veriliyor ama değinmek istediğim konuya en yakın olan zengin-fakir bakış açısına göre verilen, aslında zenginin sahip olduğu veya olmasa da sonuç olarak olabileceğini bildiği her şeye rağmen yetinmeyi bilen, kendince yaşantısında mutluluk bulabilen fakire kıyasla çoğunlukla daha mutsuz olması. Burada biraz çeliştiğim de oldu, kendimce sordum. İlk bakışta bunca zorluğa katlanmak halihazırda bir mutsuzluk sebebiyken üzerine yetinmek zorunda hissetmek haksızlık gibi düşündüm aslında daha önceden çoğunlukla böyle düşünürdüm çünkü zengin mutsuz da olsa en azından