Biliyor musunuz, kadın olmasaydım belki mesut olurdum. Zira kadın olmak, kadınlar arasında çirkin olmak gibi bir şey. Bazen rastladığım çirkin kadınların hayatını, tevekkülünü o kadar dayanılmaz bulurum ki bu beni günlerce mustarip eder; adeta humma getirir. Ah bilseniz, bu kimsenin gözünde bir muhabbet nuru, bir arzu titreyişi görememeye mahkûm zavallı, renksiz gözlerde ne elemler, ne feci elemler okurum! Halbuki hepimizin hayatı bundan başka nedir? Hele her kadın hayatında kim bilir kaç kere çirkin bir kadın bahtına düşecektir değil mi? Sevildiğimizi sanırken bir sabah artık her şeyin bittiğini, doldurduğumuz bu kalpten artık çıkarıldığımızı, unutulduğumuzu hissetmekten başka nemiz vardır? Ah bu ferdâ... İşte kadınların kaderi. Sevilip de sevilirken bir gün sevilmemeye mahkûmiyet için kalbinde nasıl bir tahammül olmalı?
Beni sevmesen ölürdüm
Beni sevmesen bir çakıltaşıydım şimdi
Beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
Kördüm bir ot kadar
Ölümden acıydım, ölümden beterdim
Beni sevmesen
Dünyayı bütün insanlara zindan ederdim
Hayatımda yalnız o vardı. Gözümü kapadığım zaman onu, açtığım zaman onu, uyuduğum zaman onu, uyandığım zaman onu görüyordum.
Halbuki ben onun için bir hiçtim; gelmiş ve geçmiş birisi...