İnsanın yolculuğu ne kadar muhteşem düşününce. Kitabın içerisinde çok hoşuma giden bir benzetme var. İnsan yaşamını bir nehre benzetiyor yazar. Doğduğu yer belli ama akcağı yön her zaman aynı olmayan. Kimi zaman hızlı, kimi yerlerde kıvrılan, bazen içine çöken bazen ise taşan. Bu anlamda bir nehrin yolculuğu bir noktadan diğerine gitmekten öte, kendini tanımakla ilgilidir diyor. Yani nehir aslında kendi yatağını arar. Bu bakış açısı çok hoşuma gitti.
Kitabın içerisinde farklı bölümler ve her bölümün insana dair kavramlarla olan ilişkisini görmek mümkün. Düşünme kısmı ile başlayan kitap aslında tüm yolculuk boyunca gerçekten zihninizi farklı bir güzergâha çevirecektir diye düşünüyorum.
Bölümlerin içerisinde okuyucuya yönelik sorularla birlikte kitap daha da hareketli bir hale geliyor. Bu, özellikle kişinin yaşamın içerisindeki bir çok durum karşısında aslında çok da dikkat etmediği anlar üzerinde düşündürecektir.
İnsan içerisindeki potansiyeli ve yaşamak üzerine olan kısımları ilgiyle okudum. Düşününce hayatımızın ne kadarını gerçekten yaşıyoruz sorusu akıllara geliyor. Belki burada çok daha önemli olan bir şey var ki gerçekten yaşamayı biliyor muyuz? Bu ve bunun gibi bir çok konuyla ilgili bir bakış açısı sunan kitabın okuyucuya oldukça katkısı olduğunu düşünüyorum.
İnsan İnsanDr. Zerrin Başer · Mona Kitap · 20261 okunma
Bazı kitaplar dümya çapında ses getirir ya bu kitap tam olarak onlardan. Okurken birçok yerde şaşırdım, birçok yerde öfkelendim ve bazı bölümlerde de gerçekten ürperdim. Çünkü anlatılanlar bir kurgu değil; dünyanın en etkili teknoloji şirketlerinden birinin içinden gelen bir tanıklık.
Sarah Wynn-Williams, Yeni Zelandalı bir diplomat ve uluslararası hukukçu. Yıllarca Facebook'ta (bugünkü Meta) küresel kamu politikaları alanında çalışmış ve şirketin üst düzey yöneticileriyle yakın temas içinde bulunmuş. Bu kitapta da o yıllarda yaşadıklarını, gördüklerini ve sorguladığı kararları anlatıyor.
Kitabı etkileyici yapan şey sadece anlattıkları değil; yazarın başlangıçta Facebook'un dünyayı daha iyi bir yer hâline getirebileceğine gerçekten inanmış olması. Ancak yıllar içinde şirketin büyümesiyle birlikte güç, para ve etkiden kaynaklanan sorunlara içeriden tanık oluyor. Kitap da biraz bu idealizmden hayal kırıklığına uzanan yolculuğun hikâyesi gibi.
Okurken beni en çok etkileyen şey, teknoloji şirketlerinin hayatlarımız üzerindeki etkisini aslında ne kadar az düşündüğümü fark etmem oldu. Günlük hayatta birkaç saniyede kullandığımız uygulamaların arkasında nasıl kararlar alındığını görmek gerçekten çarpıcıydı.
Kitapta Mark Zuckerberg, Sheryl Sandberg ve şirketin üst düzey yöneticileri önemli isimler karşımıza çıkıyor. Yazar ise olayların tam merkezinde duran anlatıcı olarak hem sistemin bir parçası oluyor hem de zamanla onu sorgulamaya başlıyor.
Kitabın en güçlü yanı bence şu: Okuyucuya ne düşüneceğini söylemiyor, sadece perdeyi aralıyor. Sonrasında gördüklerin karşısında kendi kararını vermek sana kalıyor. Ben okurken birçok kez "Gerçekten bunlar yaşanmış olabilir mi?" diye düşündüm.
Özellikle teknoloji, medya ve güç ilişkileriyle ilgilenenlerin kaçırmaması gereken
Ağrı Dağı Efsanesi, Türk edebiyatının önemli yazarlarından Yaşar Kemal tarafından kaleme alınmış, aşk, özgürlük ve adalet temalarını işleyen etkileyici bir romandır. Eserde, Ahmet ile Gülbahar’ın imkânsız görünen aşkı üzerinden insanların gelenekler, güç sahipleri ve kader karşısındaki mücadelesi anlatılır. Eserde Ağrı Dağı yalnızca bir mekân değil, adeta yaşayan bir karakter gibidir. Dağın ihtişamı ve gizemli atmosferi hikâyeye masalsı bir hava katarken, olayların duygusal etkisini de artırmaktadır. Yazarın betimlemeleri sayesinde okuyucu kendisini Doğu Anadolu’nun eşsiz doğasının içinde hisseder. Kitabın vermek istediği en önemli mesajlardan biri, sevginin ve adalet duygusunun baskı ve zorbalıktan daha güçlü olduğudur. İnsanların mutluluğu için geleneklerin sorgulanması gerektiği düşüncesi de eserde dikkat çeken unsurlardan biridir.
Sonuç olarak Ağrı Dağı Efsanesi, hem sürükleyici hikâyesi hem de düşündürücü mesajlarıyla okunmaya değer bir eserdir. Yaşar Kemal’in güçlü anlatımı sayesinde okuyucu, aşkın, cesaretin ve özgürlüğün önemini bir kez daha hatırlamaktadır. Ahmet, Gülbahar’ı sevmesine rağmen onu isteyerek bırakmaz. Romanın sonunda yaşanan olaylar ve Ahmet’in içine düştüğü durum nedeniyle Gülbahar’dan uzaklaşır. Ahmet, sevdiği kadına kavuşsa bile yaşadıkları acılar, peşlerini bırakmayan baskılar ve kader duygusu karşısında büyük bir iç çatışma yaşar.Eseri farklı yorumlayan edebiyatçılar da vardır. Bir yoruma göre Ahmet, aşkını korumak için uzaklaşır; başka bir yoruma göre ise yaşadığı olaylar onu değiştirir ve eski Ahmet olmaktan çıkarır. Yaşar Kemal, sonu özellikle biraz açık bırakarak okuyucunun düşünmesini istemiştir.
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Sabahattin Ali daha çok öykü ve romanlarıyla tanınsa da şiirlerinde de aynı içtenliği, yalnızlığı, toplumsal duyarlılığı ve aşkın hüzünlü yüzünü görmek mümkündür.
Sabahattin Ali'nin "Bütün Şiirleri", bir şairin duygularını, bir dönemin kırgın ruhunu satırlara taşıyan güçlü bir eserdir. Bu kitapta aşk, hasret, gurbet, özgürlük özlemi ve insanın kendi içindeki yalnızlığı iç içe geçiyor. Şair, yalın fakat derin bir anlatımı tercih ederek, okuruyla doğrudan bir bağ kuruyor. Dizeler ilerledikçe bireysel acıların toplumsal yaralarla birleştiği görülüyor; şiirler sadece duygusal bir anlatım olmaktan çıkıp, insanın varoluş mücadelesine dönüşüyor. Sabahattin Ali'nin şiirlerinde en çok dikkat çeken unsur, umutsuzluğun içinde bile sönmeyen bir yaşama direncinin hissedilmesidir. "Bütün Şiirleri", bir şairin kaleminden dökülen dizelerden çok, kırılmış ama teslim olmamış bir ruhun sessiz günlüğü olarak hafızada yer eden değerli bir eserdir.
Merhaba
Bugün sizlere Waris Dirie'nin "Çöl Çiçeği" adlı kitabıyla geldim.
Bu oldukça popüler bir kitaptı ve hala öyle; bu nedenle beklentilerim oldukça yüksekti. Beklentilerimi karşılayıp karşılamadığı konusunda emin değilim. Yorumum burada, takdir sizin.
Yazarın kendi yaşam öyküsünü anlattığı bir otobiyografi ve anı türünde bir kitaptır.
Waris Dirie, kadınlara dayatılan ağır sorumluluklara karşı durmuş, kadın haklarını savunmuş ve toplumsal meselelere dikkat çekmiştir.
Kitapta anlatılan gerçek olaylar, özellikle çocukluk döneminde yaşananlar, akıl almaz niteliktediydi. Bunların bir yerlerde yaşanıyor olması dehşet verici.
Şu alıntıyı buraya bırakayım
"Böyle devam edecek, ta ki dünya kadınlar için güvenli bir yer hâline gelene kadar. "
Okurken bazı bölümlerde zaman kavramını yitirdiğimi, olayların ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini idrak edemediğimi fark ettim.
Hayat mücadelesini sürdürme çabası içinde bazı tabularını yıkması beni bir nebze üzdü. Bazı bölümlerde ahlaki değerleri hedef alması gereksizdi. Akıcı, sade günlük dil kullanılmıştı.
Genel olarak, güçlü bir kadın profili çizmesi ve yerinde mesajlar vermesi nedeniyle tavsiye ederim.
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,6bin okunma
Judith Hermannın ilk bakışta bir anı kitabı gibi görünse de aslında hafıza aile kimlik ve yazarlık üzerine kurulmuş derinlikli bir iç hesaplaşma metnidir. Hermann yaşamını kronolojik bir düzen içinde anlatmak yerine, zihninde kalan anı parçalarını eksik hatırlamaları ve geçmişe dair sorgulamalarını bir araya getirerek okuru kendi iç dünyasına davet eder. Bu yönüyle eser bir yaşam öyküsünden çok geçmişin insan belleğinde nasıl şekillendiğini araştıran edebi bir düşünce metni niteliği taşır. Kitap boyunca yazarın özellikle ailesiyle daha da önemlisi babasıyla kurduğu karmaşık ilişki dikkat çeker. Ancak Hermann bu ilişkiyi anlatırken ne hesaplaşmacı ne de suçlayıcı bir tavır benimser daha çok anlamaya çalışan geçmişe mesafeli ama dürüst bir gözle bakan bir anlatıcı olarak karşımıza çıkar. Bu yaklaşım anlatılanların samimiyetini artırırken okurun da kendi aile ilişkileri ve geçmiş deneyimleri üzerine düşünmesine neden olur. Eserin en etkileyici yanlarından biri hafızanın güvenilirliğini sürekli sorgulamasıdır. Hermann zaman zaman anlattığı bir olayın gerçekten öyle yaşanıp yaşanmadığından emin olmadığını dile getirir ve böylece okura geçmişin aslında sabit bir gerçeklik değil sürekli yeniden kurulan bir anlatı olduğunu hissettirir. Bu durum kitabı yalnızca kişisel bir anlatı olmaktan çıkarıp evrensel bir sorgulamaya dönüştürür. Anlatım dili ise son derece sade, duru ve inceliklidir. Yazar büyük olaylara ya da dramatik kırılmalara yaslanmaz aksine sessizliklerden yarım kalmış cümlelerden ve küçük ayrıntılardan güçlü bir atmosfer yaratır. Okurken çoğu zaman Hermannın anlattıklarından çok anlatmadıklarının etkisi hissedilir. Bu nedenle kitap hızlı akan bir olay örgüsü arayan okurlar için durağan gelebilir ancak metnin asıl gücü de tam olarak bu sakinliğinde saklıdır.
Kişisel