Albert Camus’un 1947’de yazdığı Veba adlı romanıyla Cezayir’in Oran şehrine gidiyoruz. Veba hastalığı şehirde korkunç günler yaşatırken, Rieux isimli doktor (kitabın anlatıcısı) hastalığa kader diyen ve mücadele etmeyen insanlara başkaldırır. Kitabın arka planında ise vebadan hareketle Fransa’daki Nazi işgaline metafor yapılması var.
Camusa’a göre her birimiz içimizde zaten umutsuz, ıssız ve ruhumuzu kemiren bir tür veba taşımaktayız. Bununla baş etmenin yolu mücadele ve başkaldırıdır. Camus’un deyimiyle: “Umut ancak başkaldırmayla mümkün olur.”
Albert Camus Veba, Albert Camus ile tanışma kitabım oldu. İlk bölümleri çok akıcı geldi; sonrası için aynı şeyi söyleyemesem de kitabın kurgusu, geçtiği dönem ve hastalık merak uyandırıyor. Sevdiğim, hayata dair dersler aldığım bir parça olarak kütüphanemde yerini aldı. Tavsiye edilir.
Nobel ödüllü yazarın eseri varoluşçuluk akımıyla yazılan felsefi bir kitap. Başkarakterimiz Hindistan’da yaşayan Siddhartha, arkadaşı Govinda’yla beraber iç huzuru yakalamak için yolculuğa çıkar. Kendilerini bulma ve öze dönme yolculuklarında pek çok olay gerçekleşir. Kitabın kilit noktası da işte bu yolculukta yaşanan olaylarda gizli.
Budizm felsefisini işleyen bu eser çok ilgimi çekti. Kitabın dili çok akıcı bir çırpıda ve merakla okudum. Hayatın anlamını ve huzurunu farklı bakış açılarıyla ele alması adına içerdiği mesajlar çok dikkatimi çekmişti. Hindistan-Buda kültürüne merakı olanlar ve de hayatın mânâsı adına
kafa yoranlar bu kitabı çok sevecektir. Hermann Hesse
“Her şeyin başı ve sonu aynıdır. Onları kategorize edip zorlaştıran bizleriz. Eksik bir duygu, yarım bir kavrayışla yaşıyoruz hayatı. Oysaki hakikat görebilene aşikârdır; orada, burada değil, her yerdedir.”