Puan vermedi·267 syf.··
2026 8. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 09:48
Huzur söylemi, modern dünyanın kullandığı bir terim, huzur veya barış. Antik dönemlerde savaş hali hayatın gündelik işi gibidir. Günümüzde barışı koruyabilmek için güvenlik güclerine ihtiyaç duyulur. Huzur söylemiyle ekonomi, dini, ideolojik dönüşümün şekilleneceğini dillendirirler. Örneğin Nakşbendi tarikatından olan Turgut Özal'ın Kur'anı bilime temellendirmek için akademisyenlere tefsir ettirir. Huzur söyleminin arka planında olumlu ve iyi yaşamak isteyenlerin seçimini etkilemek vardır. İyi kanaatle seçmenlerin yeni kimlik oluşmasına yardım eder. DİL VE DİLİN SİYASETİ Tanrılar Retoriği Platon, dile üretim aracı olarak bakar. Düşünce, zihnin kendi kendine diyalogudur. Diyalog sonucu kanı oluşur, kişinin kendi kendine ifade ettiği iç söylemdir. Sesli söylem bunun dışavurmuş halidir. Tanrı Dili Antik çağda Heraklitosla Parmanides'i kıyaslamış Ulus Baker. Parmanides'in Doğa Üzerine şiirinde daha mistik ifadeler yer alırken Heraklitos daha rasyonel ifadeler kullanmıştır. Platon'a göre şairlerin, tanrı dilinin gücüyle halkı yanlış etkilediği düşüncesindedir. Liderler de bunun farkında olduğu için Tanrı dilini, mistik öğeleri, inanılmayacak şeyleri etkili söyleyerek yönetir. Bu durumda dil ile hakikat sorunu doğar. Spinoza inanç söyleminin hakikati değil batıl intiba oluşturduğunu söyler. Devlet, yapılarında dinsel düşüncenin kutsal olanın bir kısmına değer biçerken, bir diğerini aşağı çeker. Spinoza inanç ile akıl arasında ayrım yapar. Akıllarını eğitme kabiliyetine sahip az insan vardır. Bu nedenle kalabalıklara bir şeyi öğretmek zorunludur. Kutsal kitapların bilimsel yorumlanmasını vurgular Baker. Dilbilimsel teknik ile parçadan bütüne, bağlamsal, tarihsel, kültürel analiz edilmelidir. Kutsal kitaplar, bilgi konusunda zayıf, insanları etkileme gücü bakımından
Siyasal Dilde Huzur SöylemiUlus Baker · İletişim Yayınları · 202071 okunma
5/10
·145 syf.··
2026 8. kitabı
·
488 günde okudu
·
Okunma: 07 Ocak 2026 23:57
Alman Felsefesi kendi başına bir sentetik felsefe dili geliştirdiği için anlaşılması zor felsefelerden biri olarak nitelendirilebilir. Bir de bu felsefenin Türkçe'ye çevirildiğini, bazen de çevirilemediğini düşünün (dasein kavramı gibi), bazen de zoraki çevirilerle Türk Dili'nin gündelik yaşantısında anlam karşılığı olmayan kavramlar ve kopuk anlamlarla üzerimize yığıldığını düşünün. İşte bu kitabın çevirisi tam da böyle diyebilirim. Sadece belirli küçük bir çevrenin tam olarak anlamına vâkıf olacak cinsten bir içerik üzerimize boca edilmiştir. Eserden ciddi elle tutulur fayda sağlayamadığım için konu hakkında çalışacaklar hariç tavsiye etmiyorum.
Hermeneutik ve Tin BilimleriWilhelm Dilthey · Notos Kitap · 201153 okunma
Reklam
Puan vermedi·192 syf.··
2025 8. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 23:16
(spoiler) Kitap deniz aşığı olan Mahmutun hikayesini anlatıyor. Babasının denizci olmaması için yaptığı baskılara rağmen denizi seçen ana karakterimiz, deniz adamlarının yaşadığı zorlukları gördükten sonra aklının bir köşesinde hep bulunan erkek Fatma'yı memleketi olan Bodrum'da bulmaya gidiyor. Fatma'yı bulduğunda eskisi gibi olmadığını ve başına bin bir türlü felaket geldiğini öğreniyor buna rağmen evlenme isteğinden vazgeçmiyor. Fakat Fatma Mahmut'un pişman olacağını düşündüğü için Bodrum'u terk ediyor. Sonrasında ana karakterimiz toprak zengini olan Ayşe ile evleniyor. Bu evlilik neticesinde Mahmut artık bir toprak ağasıdır. Fakat seneler geçtikçe içindeki deniz aşkı yeniden kabarmaktadır. Hikayemizin sonunda Mahmut deniz aşkına karşı koyamaz ve tüm varını yoğunu bırakıp denize döner. İnsanin içindeki tutkuların hayatına nasıl yön verdiğini bu hikayemizde çok açık bir şekilde görüyoruz. Aganta Burina Burinata Halikarnas Balıkçısı
1000Kitap
Aganta Burina BurinataHalikarnas Balıkçısı · Bilgi Yayınevi · 20226,2bin okunma
Puan vermedi·145 syf.··
2025 645. kitabı
1833-1911 yılları arasında yaşamış ve insanî bilimlerinin metodolojisine önemli katkılar yapmış olan Alman filozofu Wilhelm Dilthey tarafından yazılan bu kitapta; doğa biliminin başarıları karşısında, insanî bilimlerdeki gelişmeyi açıklayabilmek için tarihselcilikle yaşam felsefesinden kimi öğeler bir araya getirilmiş, tarihin insan yaşamını anlamada anahtar olduğu inancıyla, insan bireylerinin ve toplumların ancak tarihsel bir çerçeve içinde anlaşılabileceği öne sürülmüş ve dolayısıyla, temelde tarihe ilişkin araştırmayla bu araştırmanın uygun yöntemleri üzerinde durulmuştur. Dilthey kendi ve kendinden önceki dönemlerin tarih anlayışlarını tarihi yalnızca yaşadıkları dönem açısından ele aldığından eksik bulmuştur. Alman Tarih okulu da dahil dönemin tarih anlayışları yaşanılan çağın değerlerine göre tarihi temellendirmiştir. Bu anlayış insan yaşamını göz ardı eder. Dilthey'e göre tarih bir bütün olarak ele alınmalıdır. O doğa bilimleriyle tarihsel bilginin farkını açıklamayı amaçlar ve tarihsel bilginin eleştirisini yapmaya çalışır. Ufukaçıcı bir kitap. Ayrıca Hermeneutik kavramını mitolojik varlık Hermes ile bağlantılayarak her şeyi doğru bir şekilde anlamlandırmak için doğru bir yöntemle yorumlama yönteminin önemi daha bir anlamlı hale geliyor. Anlamlandırma ve yorumlama (Hermeneutik)ile teolojik bilgi kaynaklarının özellikle daha iyi yorumlanmasını da tarihsel süreçte görülmüştür. Ahit yorumları, İncil yorumları , Kur’an yorumları Hermeneutik yöntem sayesinde geliştirilmiş gibi duruyor. Konu biraz soyut ama anlamlı ve derinlikli.
Hermeneutik ve Tin BilimleriWilhelm Dilthey · Notos Kitap · 201153 okunma
9/10
·199 syf.··
2024 21. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2024 21:24
Mardin'e göre, "ideoloji" kavramı Batı Avrupa'nın fikir tarihinde, başlangıçta günümüzdeki anlamından tamamen farklı bir şekilde doğmuştur. En başında bu kavram "doğru düşünme" bilimi olarak tanımlanmıştı. Mardin, ideolojinin ilk olarak insan zihninde fikirlerin nesnel olarak incelenmesinin ve dolayısıyla "doğru" düşüncelerin geliştirilmesinin mümkün olduğunu savunan bir grup düşünür tarafından ortaya atıldığını belirtiyor. Bu düşünürler, "ideologlar" olarak adlandırılmış ve fikirlerin kaynağını duyusal veya dışsal (eğitim vs.) süreçlerle açıklamaya çalışmışlardır. Condillac ve Helvétius'un bu düşünceleri destekleyen önemli filozoflar olduğunu bellidir. Condillac, insan zihnindeki algıların tamamen dış dünyadan gelen duyusal etkilerle şekillendiğini ileri sürerken, Helvétius ise insan yeteneklerinin dış etkenler ve eğitimle oluştuğunu savunmuştur. Mardin, ideologların Fransız Devrimi sırasında bu fikirleri toplumun eğitim sistemine uygulamaya çalıştıklarını ve bu süreçte Napolyon ile çatışmaya girdiklerini belirtir ve böylece Napolyon başlangıçta ideologları desteklese de, sonrasında onların fikirlerini alay konusu yapmış ve ideolojiyi "acaip fikirler" olarak küçümsemiştir. Böylece ortaya acâib bir başlangıç hikayesi çıkmıştır… Kant'a göre, insanlar dünyayı "olduğu gibi" değil, yalnızca zihinsel kategorilerimizin izin verdiği ölçüde algılar ve görebilir. Kant’ın bu temel görüşleri, Hegel’in gerçek ve görüngü arasındaki ilişkiyi ele aldığı felsefesiyle gelişir. Hegel, düşüncelerin bireylerin zihinlerinden ziyade, tarihsel ve toplumsal süreçlerin ürünü olduğunu savunur. Hegel’e göre, insanın tarihi ve düşüncesi, yalnızca insan iradesinin değil, aynı zamanda "Tin" gibi daha yüksek güçlerin de bir yansımasıdır. Bu düşünceler, Marx’ın ideoloji kavramına yaklaşmasında
1000Kitap
İdeolojiŞerif Mardin · İletişim Yayınları · 2015245 okunma
Puan vermedi·154 syf.··
2023 10. kitabı
Herkese Merhaba, Okuyup bitirdiğim kitapların incelemesine vakit kalmıyordu pek. Şimdi hazır vakikt bulmuşken yapayım dedim. Biraz da gergin bir kafadan uzaklaşmak istedim. Öncellikle Shakespeare'den bahsetmek istiyorum. Adını en çok oyunlarda ve şiirlerinde duyuyoruz. Her cümlesi mesaj niteliğinde. Bir örnek vermek istiyorum; "Ama unutma ki bu aşağılık dünyadasın: Çoğu zaman kötülüğü baş tacı edip, İyiliği çılgınlık sayan dünyada." evet kötülüğün hakim olduğu bir dünyada nefes almak çok zor. gün bitsin diye yaşamak çok yorucu. Hümanist bir karaktere sahip.Yani daha insanca, tüm insanların önemli olduğunu savunan bir yaklaşıma sahip. bu yaklaşımını eserlerinde de görüyoruz. Kendi içinde iç çatışmalar yaşayan bir karakter. Shakespeare 'de karakterler genel olarak şu özelliklere sahiptirler; "-insan, ödev ve sorumlulukları ile kaotlk ve karanlık tutku­ları arasında sıkışıp kalmıştır. -trajik karakterleri, psişik olarak hem çok güçlüdürler hem sık sık patolojik haller yaşarlar. Böy­lece gözlerimizin önünde, bu uyumsuzluk dolayısıyla, birdenbire, kahramanların bu güçlü psişik yapılarından ve aynı psişik yapının kaotik derinliklerinden, içinde yaşanı­lan koşullar aracılığıyla ancak gizi açılmış bir şey mey­dana gelir. -kahramanları sanki rüyadaymışlar gibi önüne katıp sürükleyen tutku, tamamen içte, sadece psişik yaşantıların derinliklerinde etkilidir. Ve bu tutku, bununla birlikte, başkalarının varoluşunu da rahatsız eder, hatta onlar için bir tehdit ögesidir ve ger­çekten de başkaları bundan zarar görür. -ödev ve sorumlu­luk bilincine sahip karakter bundan vicdan azabı çeker ve bizzat bu azabı bir ceza olarak degerlendirlr. Oysa bu, Shakespeare için bir ceza degildir; tersine hatta güzel bir kaderdir - Shakepeare'in karekteri sanki çevre koşullarından, tarihsel ve
Edebiyat
MacbethWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202529,5bin okunma
Reklam