Risalelerin yazılış, te'lif şartlarına bir nazar
tütün sarılan kâğıtları atıyorlar. Başgardiyan atılan o kâğıtları toplatarak ‘ Hâfız Ali!.’ diye seslenip onu yanına çağırıyor ve onları veriyor. O kâğıtlar alınıyor, bir gün üç satır yazı yazılıyor. Ertesi gün beş satır yazılıyor. Bunların öncesinde ne yazılmıştı, sonrasında ne yazılmıştı diye siyak ve sibakı birbirini tutuyor mu, uygun mu diye bir şeye dikkat edilmiyor.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Din
Kur’an’da her hangi bir ayetteki bir kelimenin yerine başka bir (sözde) ‘eşanlamlı’ kelime kullanıldığında anlam ‘değişir’. Az değişir, çok değişir ama sonuçta değişir. Dolayısıyla hiçbir yorumcunun böyle bir değişikliği mazur göstermeye hakkı yoktur.
Sayfa 30 - Pınar yayınları 2012
Din-Felsefe-Düşünce
Reklam
Kalp, Allah'ın tecelli ve nurlarıyla gıdalanmaya şifalanmaya muhtaç bir latifedir. Bu yönüyle de insanın en ihtiyaçlı organıdır. Kalpte giderilmeyi bekleyen ihtiyaçlar öylesine büyük ve kutsidir ki dünyanın en zengin kişisi bile onu sakinleştirme konusunda aciz kalacaktır. Onu ancak her şeyin sahibi olan Sonsuz Gani'yle bağlantı kurmak tatmin edebilir, sekineye erdirebilir
Din
İnsanın işi sevmektir. Önce Allah'ı sevmektir. Bundan sonra da diğer varlıklara Allah'tan ötürü sevmektir. Kalbine damlayan her türlü sevgiyi Allah sevgisine vesile yapma marifetini öğrenmek ve böylece Allah tarafından sevilen bir varlık olma yoluna girmektir.
Din
Farkındalık
Bu bağlamda ayette seçilen "dîn" kelimesi de oldukça manidardır. Dîn, burada sadece inanç anlamına gelmez; Arapça "deyn" kökünden gelen bu kelime "borç, karşılık, hesap, yükümlülük" anlamları taşır. Yani ayetin alt anlamı şöyledir: "Hesap vereceğini unutarak yaşayan, kendini Allah'a karşı borçsuz ve sorumsuz gören insanı fark ettin mi?"
Sayfa 109·Kitabı okuyor
"Ebû Cehil"-leş-me !!!! Ca hil leş me!
1. Psikolojide "Eraeyte'l-lezî Yükezzibü bi'd-Din" Sırrı "Dini yalanlayanı gördün mü?" Bu ayet, Mâûn Suresi'nin bir soruyla başlamasını sağlar. Fakat bu soru, insanlara "cevap arama" güdüsü vermez; nitekim bu soruyla Allah, kulunu kendi iç dünyasının karanlık dehlizleriyle yüzleştirecektir. Bu noktada ayetteki "dîn" kelimesinin etimolojik bağlamını incelemeden önce, "gördün mü?" kalıbının aynı Fil Suresi'nde olduğu gibi-burada da tekrar karşımıza çıktığını hatır-latmak isterim. Zira bu kalıbı her gördüğümüzde, Rabbimizin bu sahneyi zihnimizde canlandırmamızı istediğini, böylelikle olayı duyanlardan değil, içsel bir zihin perdesiyle görüp yaşayanlardan oluşumuzu inşa ettiğini bilmekte fayda olacaktır. Nitekim bizler "gördün mü?" çağrısıyla, olayı birilerinden işiten üçüncü, dördüncü şahıslar değilizdir artık; bizzat olayın yaşandığı an orada olup olayı görenlerizdir. Bu, bizi olayın faillerinden biri yapar. Bu idrakin Kur'an okumalarında oldukça önemli olduğunu düşünmekteyim. Zira Kur'an ayetlerini kâfirlere, müşriklere, Yahudilere, münafıklara gelmiş gibi düşünmek ya da olayın ilk muhatabı üzerinden (mesela bu olay özelinde ilk muhatap Ebû Cehil'dir) ayet-i kerimeleri değerlendirmek; bizlerin, olayı “yaşayan" ve dolayısıyla "olaydan ders çıkaran” olmaktan alıkoyacak, bunun yerine "geçmişin bir hikâyesini okuyan" ve ancak bir hikâyeye verilebilecek dikkat ve özeni ayetlere yönelten kişiler olmamızı kaçınılmaz kılacaktır. Oysa Ebû Cehil'in yaptığı bir hatayı okurken, içimizde "Ebû Cehil"lik yapan parçaları görebilmek, bizi "Ebû Cehil"-leş-mekten kurtaracak yegâne anlama ulaşmamızı sağlar.
Sayfa 108·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam