Kadınlar biraz böyleydiler. Erkek evlatçıydılar hep birden. Oğlan çocuklarını kendi donunu bağlamayı bile öğrenmesine fırsat vermeden el bebek gül bebek büyütürler, bu çocuklar büyüyüp bir baltaya sap olacak kadar dirayet sahibi olamadıklarında da kara kara düşünüp kendilerini yerlerdi. Tek laf edilmezdi ne çocukluklarında ne gençliklerinde. Zaten gençlikleri bitip adamlık yaşlarına erdiklerinde de onlar çoktan laf dinlemez kazıklar haline gelmiş olurlardı. Babalarıysa bu macera boyunca onlara hiç karışmaz, hiçbir işin ucundan tutmayıp adam sırasına giremedikleri hakikatiyle karşılaştıklarında da "senin oğlun" dedikleri bu adamların her kabahatinde annenin başarısızlığı olarak gördükleri bir yanlışı işaret ederlerdi. Böylece annelerinin gözünde hiç büyümeyen oğullar babalarının gözünde de hiçbir zaman adam olamazlardı. Hep annelerin kabahatiydi babalara göre..
Sayfa 86·Kitabı okuyor
Alıntı
Evvela sükûnet" diyor Can Derviş Hanım. "Ardından metanet... Bir dirhem de dirayet salık veririm. Enfal Suresi'nde Allah müminleri güzel bir imtihana tabi tutmak için yaptı der. Hiç düşündün mü ne demek 'güzel imtihan?". Telaşa mahal yok. Unutma ki şu âlemde tüm cevaplar görece. Mutlak olan tek varlık âlemlerin Rabbi. Demek ki bir kul için doğru olan bir çözüm bir başkası için pekâlâ noksan, hatta büsbütün yanlış olabilir. Her şeyin hayırlısını dilemeli Allah'tan."
Sayfa 74·Kitabı okudu
Din İslam
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Elmalılı Hamdi Yazır
Jiç şüphe yok ki, nakli anlayacak olan da akıl olduğuna göre, bu konuda akıl ve dirayet nazardan düşürüldüğü zaman ne akıl kalır ne nakil.
Alıntı
direnç şurubu, unutma hapı, dirayet şerbeti gibi bir şey olsa da çabucak eski sükûnetime kavuşsam diyordum, ama mümkün değildi. acınacak haldeydim.
Sayfa 18·Kitabı okuyor
Edebiyat
Şeytan icadı...
Vaizlerin kafaları asrî dirayet, malûmat ve yüksek fikirlerle mücehhez olmak. Kürsüye çıkar çıkmaz müspet ilimler aleyhinde tuğyan etmeye, telsizin, telgrafın, telefonun, tayyarenin, teleskopun, mikroskopun, tiyatronun sinemanın şeytan icadı şeyler olduklarını söyleyerek halka ve hususuyla İslâmiyet'e hizmet edilmiş olmaz...
İbnu Mesud derdi ki: “İlim, çokça rivayetlerde bulunmak değildir. İlim ancak Allah’a karşı haşyet/korku içinde olmaktır." ¹ Hasan-ı Basrî demiştir ki: “İstediğiniz kadar ilim öğreniniz. Vallahi, öğrendiklerinizle amel etmedikçe Allah-u Teâlâ size sevap vermez. Aklı düşük kimselerin bütün gayreti rivayetle meşgul olmaktır. Gerçek alimlerin gayreti ise, ilmin gereğine göre amel etmektir.” Yine Hasan-ı Basrî demiştir ki: “Allah sadece söz ve nakille uğraşana değer vermez. O ancak anlayış ve dirayet sahibine kıymet verir.” Ebu Husayn demiştir ki: “Zamanımızdaki insanlardan birisi, önüne gelen bir meselede hemen fetva verir. Hâlbuki, eğer o mesele Ömer b. Hattab’a gelseydi, onu hâlletmek için bütün Bedir ehlini toplar, hükmünü onlara sorardı.” Bir başkası da: “Zamanımızda insanlardan bazısına bir mesele sorulunca, hemen fetva verir. Hâlbuki aynı mesele Bedir ehline sorulacak olsaydı, hemen hüküm vermek onlara ağır gelirdi,” demiştir. ________________________ ¹ İbnu Abdilber, Beyani'l-İlm, II, 25.
Sayfa 24 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor