Binlerce esef ki eskiden bir büyüğün bir dalkavuğu olurken şimdi her büyüğün yüzlerce dalkavuğu var. Dahası, eski dalkavuklar bazen öyle hakikatli sözler ederlermiş ki bu sözler meclise bir bomba gibi düşüp herkesi kendine getirirmiş. Yine eseftir ki şimdilerde insanlar, bir dalkavuk tutmak yerine çevrelerindeki herkesten dalkavukluk bekliyorlar. Doğrusu bu manzaraya bakınca insan, "Nerede o eski dalkavuklar!" diye iç geçiriyor.
Kendinde "beni sevin" diye çırpınan bir çocuk olduğunu gören erkek ya da kadın; kendinde gündelik hayatın sıradanlıklarının, boğuntusunun ve ürkekliğinin ötesinde bir kahraman keşfeden kişi; bir yandan çöplüğe dönmüş, şiddet ve ihanetle dolu bilinçdışını, öte yandan en sıradan ve bezgin anında bile güzel olabileceğini fark eden insan: Kendilerine ayna tutan "öteki"ye aşık olmaktan başka ne gelir ki bunların elinden?
“Cenevizli bir alim Aziz İkar üzerinde bir deney yapmış," dedi. Ruhun varlığını kanıtlamak için hassas terazilerde sık sık böyle deneyler yapılır. Onlara göre var olan bir şeyin ağırlığının da olması gerekir. Ne saçma! Bu Cenevizli azizi ölmeden önce tartmış ve aziz tam 40 okka 142 dirhem çekmiş. Aziz İkar ruhunu teslim ettikten sonra yeniden tartılmış ve bu kez ne hikmetse 51 okka 263 dirhem gelmiş. Yani azizin ölüsü, dirisinden daha ağır. 'Ölü gibi ağır' sözü herhalde doğru. Neyse! Aristâtalis'i hatırlayalım. Ona göre her şeyin bir 'uygun yeri' var. Ateşin uygun yeri yukarıda, toprağınki ise aşağıda olduğu için ilki daima yukarı diğeri de hep aşağı gider. İşte Cenevizliye göre ruhun uygun yeri yukarısı. Kutsal olduğu için ruh daima ait olduğu yere, yani göklere gitmek istiyor ona bakılırsa. Ölümden sonra azizin bedeninin 11 okka 121 dirhem ağırlaşması da bunu gösteriyor. Tâbir-i caizse ruh bedeni hafifleştirmiş. İsa Peygamber gibi su üzerinde yürüyebilmek için fazlasıyla hafif ve kutsal olmak gerekir herhalde.
Hz. Peygamber basit bir binek üzerinde dört dirhem bile etmeyecek bir ihramla haccetti ve şöyle dedi: Allah'ım! Bu haccımı gösteriş ve şöhretten uzak bir hac eyle?"