Sırattan incedir sevda köprüsü,
beraber geçelim tut ellerimden.
Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
beraber uçalım tut ellerimden.
Gönüldeki birlik kalkandır dışa
Aldırma ayaza,yele, yağışa
Giden ilkbahara gelecek kışa
beraber göçelim tut ellerimden.
Bana kalırsa inanç insanın en güçlü silahlarından biri olan düşünceyi dışlamaz. Ama ne yazık ki inananların pek çoğu bilimden ve psikolojiden o denli kopmuş halde ki, ezelden beri insanın kaderine hükmeden gizemli psişik güçlere karşı gözlerini kapatıyor. Bizler her şeyi gizemlerinden ve sırlarından soyduk. Artık hiçbir şey kutsal değil.”
Konuşma yeteneğini kaybetmekten daha korkunç bir şey vardır belki ,duygunun mutlu ve özgür bir biçimde dışa vurumu olan gülmek, Tanrının bilinçsiz canlılardan esirgenmişti.
Tanrı Efe’ye “Ormanımı insanla doldurmak için çocuk yap” dedi. “Mutlu olmaları için onlara her şeyi vereceğim. Asla çalışmak zorunda kalmayacaklar. Dünyanın efendileri olacaklar. Sonsuza kadar yaşayacaklar. Onlara yasakladığım sadece tek bir şey var. Şimdi iyi dinle, sözlerimi çocuklarına ver ve onlara bu emirleri her yeni nesle aktarmalarını söyle. Tahu ağacı kesinlikle insana yasaktır. Asla herhangi bir nedenle bu kanunu çiğnememelisin."
Efe bu komutlara itaat etti. O ve çocukları asla o ağacın yakınına gitmedi. Birçok yıl geçti. Sonra Tanrı Efe’ye konuştu, “Yukarı cennete gel. Yardımına ihtiyacım var!” Böylece Efe yukarıya, gökyüzüne gitti. O gittikten sonra, atalar çok çok uzun bir süre boyunca onun kanunlarına ve öğretilerine göre yaşadılar. Sonra çok korkunç bir günde bir hamile kadın kocasına şöyle dedi: “Hayatım, tahu ağacının meyvesini yemek istiyorum.” Kocası “Bunun yanlış olduğunu biliyorsun" dedi. Kadın “Neden?” diye sordu. Adam "Kanuna aykırı” diye cevapladı. Kadın “Bu aptal eski bir kanun. Kime daha çok önem veriyorsun? Bana mı yoksa aptal eski bir kanuna mı?” dedi.
Tartıştılar ve tartıştılar. Sonunda adam pes etti. Derin, çok derin ormana gizlice sokulduğunda kalbi korkuyla attı. Yakına ve daha yakma geldi. İşte oradaydı, Tanrının yasak ağacı. Bu günahkar bir tahu meyvesi kopardı. Onu soydu. Kabukları bir yaprak yığını altına gizledi. Sonra kampa geri döndü ve meyveyi karısına verdi. Karısı tadına baktı.
Kocasına da tadına bak diye ısrar etti. Adam bunu yaptı. Tüm diğer pigmeler de bir ısırık aldılar. Herkes yasak meyveyi yemişti ve herkes Tanrının asla bunu öğrenemeyeceğini düşünmüştü.
Bu sırada ay meleği yüksekten seyretmişti. Sahibine aceleyle bir mesaj taşıdı: “İnsanlar tahu ağacının meyvesini yemiş!” Tanrı çileden çıkmıştı. “Emirlerime karşı