Oysaki bir insan sizin canınızı sebepsizce yakıyorsa konu siz değildiniz.
İçinde belki de öyle bir yangın var ki,
Bu yangın dışarı taşıyor,
Size kadar ulaşıyordu...
Sürahi-kadın –kimi psikanalistlerin ortaya koyduğu üzere– çocuğu kapsar; kendini çocuk için sessiz bir kap olarak sunar, çocuğun dışarı çıkışıyla birlikte içinde oluşan boşluğu evladın sevinç ve acılarıyla, deneyim ve yaşantılarıyla doldurur.
1
ayna yoruldu
her gün yabancı yüzler taşımaktan
içindeki sır dökülüyor şimdi
bakan kendini görüyor
ayna ise sadece yokluğu
2
toprak uyandı
üstünde yürüyen ayakların yüküyle
bizi taşıdığını sanıyoruz
oysa o
bizi sabırla biriktiriyor
3
bir nar açıldı
içinde dünya kadar kan
biz
meyveyi değil
kırılmayı yiyoruz
4
kapı gıcırtısı
evin yaşlandığını söylüyor
duvarlar daha az dayanıklı
insanlar gibi
her şey eskimeyi öğreniyor
5
kapı çalındı
Bir hayal için yaşamaktaydım. Derken o hayal, ümide dönüştü. Tünelin ucunda ışık göründü. Hatta parıldadı da. Tam dokunacakken hak ettiğim aydınlığıma, en güvendiğim insanlar önüme geçti. "Sen bu mağarada yaşayacaksın, çıkmayacaksın dışarı," dediler. Işığı gövdeleriyle kapatarak, "Yok öyle bir parıltı, senin yerin burası," diye kükrediler. Hatta ışığa da kızdılar, "Neden heyecanlandırıyorsun bu köpeği," diye. Sustum. Sezdim kendimden çok başkaları adına yaşadığımı. HİZMET etmem gerekiyormuş meğer. HEZİMETim için çabaladığımı anlamamla son bulan hayalimi, HUZURum için hedef seçmeme sebep oldular.
Tüm edebiyatım da aynen budur. Bilinsin isterim
Dışarıda, haki üniformalarına kızıl-kara kurdeleler takmış askerler, ahaliyle kol kola halay çekiyordu.
Huzurla kapattım gözlerimi, derin bir nefes çektim.
"Bir ihtimal olduğunda, devrim ne kadar da güzel," diye düşündüm.
Uzaklarda bir yerde art arda silahlar patladı.
İstasyonun kapısından esmer mi esmer bir çocuk bağırarak fırladı dışarı:
"Ma ne durisız! Toppal Effe Gabar'dan inmiş Amed'e giriy laa…
Aşık kalpler, aşırı yüklenmiş bir cankurtaran sandalına benzer. Sandalı su yüzünde tutabilmek için gururunu, kendine saygını ve bağımsızlığını dışarı atarsın. Bir süre sonra ise tanıdıklarını, arkadaşlarını atmaya başlarsın. Yine de yeterli olmaz. Cankurtaran sandalı hala batıyordur ve seni de beraberinde batıracaktır. Bunun bir sürü kızın başına geldiğini gördüm. Sanırım işte bu yüzden aşk midemi bulandırıyor.