Serin kanlı baktığınızda, nefes alıp vermekte bir gaz alışverişi söz konusudur. Oksijen alır, karbondioksit verirken insan her nefesinde atmosfere dokunur, atmosfer de ona dokunur. Be denin içsel ekolojisi ile gezegenin dışsal ekolojisinin karşı lıklı nüfuzudur bu. O nedenle, insanın soluduğu havanın nasıl olduğu, hiç de önemsiz bir şey değildir. Azot oksitler, kükürt dioksit, toz ve partiküller gibi zararlı maddelerin ne fes aldığımız havayı ne derece kirlettiğine haklı olarak has sasiyet gösteririz. Çünkü insan nefes almayı bırakamaz.
Bedensel ve ruhsal olanın ötesinde, insan hayatı zihinsel olarak da dokunmaya ve dokunulmaya ihtiyaç duyar. Dü şüncelerin, düş imgelerinin, sezilerin, fikir ve fantezilerin dokunuşları bedene ve ruha etkide bulunur, keza bedensel liği tanımayan dijital uzamlardaki dokunuşlar da. Tıpkı ruh sal olan gibi zihinsel olan da, sonluluğa tabi olmayan ener jilerin yoğunlaşması olarak anlaşılabilir, böylece zihnin ölü mün ilişmediği bir yaşamı olabilir. Aksi takdirde, çoktan ölüp gitmiş olan Sokrates, Platon, Aristoteles, Epikür, Sene ca ve sayısız başkalarının düşüncelerinin sonsuz uzunlukta ki zamanlardan sonra hala insanlara dokunabilmesini nasıl açıklardık? lşte, mekana ve zamana uzanışının öngörülmez akışı içinde idrak ederiz zihnin menzilini.
Hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor,ayakların girse hayallerin girmiyor,belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor,hep bir darlık,darlık,sıkışma,sonra da bakılıyor ki,insan gire gire daha giriş kapısında durmuş,orayı da tıkamış, ötesi bomboş,yiğitsen ilerle. Bilinen beylik şeyler,evlenmek, işe girip çalışmak,yorulmak,hastalanmak,yaşlanmak,umduğunu bulamamak ve gitmek istemek.