Kişi suyu bulduğu halde, suyu kullandığı takdirde hastalığının artmasından/şiddetlenmesinden korkan bir hasta ise yine teyemmüm eder. Bunun delili de yukarıda okuduğumuz ayet-i kerimedir.
Ayrıca hastalığın artmasındaki zarar, suyun fiyatının pahalı olmasındaki zarardan çok daha üstündür. Su fiyatının fahiş olması bile teyemmümü mübah kılarken, hastalığın artması haydi haydı mübah kılar. Bu hükümde, hastanın hareket etmek suretiyle hastalığının şiddetlenmesi ile suyu doğrudan vücuduna ulaştırmakla şiddetlenmesi arasında hiçbir fark yoktur. İmam Şâfiî (r.a.) teyemmüm için 'ölüm veya bir uzvun helak olması korkusunu' şart koşmuştur ki bu yaklaşım, nassın (ayetin) açık ve zahiri manasıyla reddedilmiştir.
insanın doğasında üç temel kavga nedeni buluyoruz. birincisi rekabet; ikincisi, güvensizlik; üçüncüsü şan. doğa insanları bu şekilde birbirinden ayırıp yok etmeye eğilimli kılıyor.
İnsanlığın tarih boyunca gelişimine bakınca bir tür kayıp duygusuna kapılıyordu. İnsanoğlu nelerden vazgeçmişti! Hem de ne kadar değmeyecek şey uğruna! Bu tarih, türlü türlü çılgınca kasıtlı retler, canavarca kendi kendine işkence etmeler ve kendi kendini inkârlarla doluydu; tüm bunların kökeninde korku vardı, sonuçsa cehaletin bedeli olarak insanın kaçmaya çalıştığı yozlaşmanın çok daha beterine mahkûm olmasıydı. O muhteşem çelişkileriyle Doğa, münzevileri çölde yabani hayvanları avlamak zorunda bırakmış, keşişlereyse yârenlik etsinler diye tarladaki hayvanları vermişti.
Tanrı’nın küçük kuşu bilmiyor
Ne emek, ne bir tasa;
Çırpınışlar içinde kurmuyor o
Uzun ömürlü bir yuva;
Uzun gecelerde dalga uyuyor;
Kırmızı güneş yükseliyor,
Kuş Tanrı sesine kulak veriyor,
Coşuyor ve şarkı söylüyor.
Doğanın güzel çağı baharın peşinden
Yürüyüp geçiyor yakıcı yaz -
Ve ıslak günleri sisler içinde
Getiriyor geç kalan güz:
Sıkıntı insanlara, insanlara tasa;
Küçük kuş ötesinde mavi denizin
Uzak ülkelere, sıcak diyarlara
Uçuyor yeniden bahara değin.