Oysa türümüz biyolojik bakımdan giderek daha standart bir kalıba giriyor. Çevreyi denetim altına alma ve standartlaştırma yoluyla (evde, arabada ve işyerinde klima ve ısıtma cihazlarıyla aynı ısı, aynı tip besin, yeme ve uyuma adetleri, aynı tip ilaçlar — özellikle penisilin) giderek daha tekdüze ve dolayısıyla daha zayıf bir tür haline geliyoruz. Ancak, bütün standartlaştırmaya rağmen, çevremizi denetlemeyi ve değiştirmeyi başarabildiğimiz için, hayatta kalma şansımız var. (Tabii, denetleme çabalarımız yüzünden sonunda ekolojik sistemi bozmamız ve böylece, her tür yaşama olasılığını yok etmemiz tehlikesi de mevcut.)
...
Bunu, eşekler, mandalar, keçiler ve tavuklar arasında yaşamağa başladığım günden beri daha iyi anlıyorum, daha iyi görüyorum.
Bu yaratıkların sadelikleri, samimiyetleri, içgüdülerindeki doğruluk ve isabet, bütün kusurlarını unutturuyor. İnsan içgüdüsü ise bozuktur. Onun için, doğruyu eğriden, çirkini güzelden, faydalıyı faydasızdan ayırmasını bilmez ve akıl denilen bir cehennem aletinin hükmü altında gülünç, kaba sersem ve patavatsız kıvranır durur. Gene onun için, hareketleri aksaktır, sesi ahenksizdir, neşesi yavan ve iğretidir.
...
"Tita , bebeğin zarif görünüşüne uzun uzun bakarken çocuklukta bir şey dilemenin ne kadar kolay olduğunu düşünüyordu. O zamanlar imkânsız diye bir şey yoktu İnsan büyüyünce anlıyordu ki her şey dilenemezdi: Bazı şeyler yasaktı, günahtı ya da ahlaka sığmazdı."