Şule Doğan

Şule Doğan
@dogansule
@dogansule·
·
sabitlendi
Hava soğuktu, rüzgar ise acımasız. Burası bir kar küresiydi, biz de içindeki figürler. Gün gelecekti, birileri bu kar küresini eline alıp sallayacaktı. Kar yağıyor sanacaktık oysa altüst olacaktık...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sende yaşamalıyım deniz, Asi ve hür... Sende ölmeliyim, Bulutlara bakarak....
İlkin kırık bir ayak parmağıydı sorun, sonra kırık bir kaş, en sonunda da kırık bir kalp... Ancak bir yerde de söylediğim gibi, insan kalbi çok dayanıklıdır, yok edilemez; kırıldığını ancak belleğinde canlandırabilirsin... Asıl tokadı yiyen insanın ruhudur; ama ruh da çok güçlüdür, istenirse eski canlılığı kazandırılabilir ona... Evet, işte o ayak parmağı her sabah üçe doğru uyandırıyordu beni... 'Cinli perili saat' diyorum buna, çünkü en çok bu saatte aklıma düşüyordu o kadının ne yaptığı... Gecenin ve sabah alacasının kadınıydı o... Sabah solucan avlanmaya çıkan değil, şarkısı ortalığı karıştırıp ürkü yaratan erkenci kuşun biriydi; yastığınıza hüzün tohumları düşüren erkenci bir kuş... Umutsuz bir aşk çökmüşse gönlüne sabahın üçünde, özellikle onun orada, yerinde olmadığı kuşkusuna kapıldığında telefon etmeyi gururuna yediremiyorsan, ister istemez içe dönüp kendinle baş başa kalırsın; o anda akrep gibi sokarsın kendi ya da hiçbir zaman postalamayacağın mektuplar yazarsın ona, ya da odanda ileri geri volta atarsın hem küfür hem dua edersin , sarhoş olursun ya da kendini öldürecekmiş gibi davranırsın... Bu gidişat bir süre sonra tatsızlaşır, bıktırır insanı... Yaratıcı biriysen acılı anılardan ortaya elle tutulur bir şeyler çıkarabilir miyim diye sorarsın kendi kendine... Ve bir gece saat üç sularında başıma gelen tamda buydu... Bir karar vermiştim; çektiğim acıyı tuvale dökecektim... O günlerde sıkı bir teşhirci olduğumu ancak şimdi, bu satırları yazarken anlıyorum... Tabii ki sulu boyayla deli dolu renkler serpiştirerek betimlediğim acının anlamına herkes varamazdı... Hatta kimileri düpedüz şen şakrak çizimler diye bakıyordu onlara... Ne dersiniz buna... Evet, gerçekten öyleler, ama içler acısı bir şenlik bu. Bütün o deli dolu sözcüklerle tümcelere esin kaynağı olan
Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı Öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası.... Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun asolan yürektir.Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
Bir gece, Gecede bir uyku... Uykunun içinde ben... Uyuyorum, Uykudayım, Yanımda sen. Uykumun içinde bir rüya, Rüyamda bir gece, Gecede ben... Bir yere gidiyorum, Delice... Aklımda sen. Bir şiir bir geceye değer, Bir şiir bir uykuya değer, Bir şiir uyanmaya değer.