Grafomania: İçten gelen devamlı yazma dürtüsü, çılgınlık derecesine varan yazma arzusu.
Bu dürtünün iyi mi kötü mü olduğundan tam emin olamıyorum. Andrei Tarkovski'nin günlüğünü okurken şöyle bir yere denk geldim, "Yefremov'un Bıçağın Ucunda'sını okuyorum. Artık merakımın sınırlarını zorluyorum, Tanrım! Bu adama kimse grafomaniası olduğunu söylememiş mi? Bu adam, gerçekten yazma eylemini sırf para uğruna yapan beş para etmez biri olduğunu bilmeden mi öldü?". Bu serzeniş aklıma kalemi beş para etmez günümüz sözde yazarlarını getirdi. Tek tek isimlerini yazardım ama duru zihinleri idlal etmek istemiyorum.
Hâsılı, tıp dilinde grafomania denen dürtü, "yazmasaydım deli olacaktım" diyen Sait Faik'te de görülebilirken; isimlerini zikretmekten imtina ettiğim, kendini dev aynasında gören, para uğruna bu kıymettar işi kullanan insanlarda da gözlenebilmektedir.
Ek olarak Sait Faik'in söylediği söz, kıymeti pek bilinmeyen değerli yönetmenimiz Ahmet Uluçay'ın şu sözüyle çok benzer "Çekmeseydim intihar ederdim." Farklı dönemlerde yaşayan, farklı havayı teneffüs eden bu iki insanın benzer duyguyu ifade etmesi sanatçı ruhunun, beklentisiz üretme kaygısının; zaman, coğrafya, ırk ve dilden bağımsız olarak evrensel benzerlikler taşıdığını gösteriyor.
Artık kesinlikle ikna olmuş durumdayım ki bir sanatçı, eserinden atmak zorunda olduğu yerler hakkında karar vermek ve atılan bu yerlerin yapay ya da sahte görünmeyeceğinden emin olabilmek için hem bilgiye hem de gözlem gücüne ihtiyaç duyar.
günah işledim lezzet dolu bir günah
titreyen esrik bir tenin yanında
tanrım ne bileyim ne yaptım ben
o karanlık susku dolu zulada
o karanlık susku dolu zulada
baktım gözlerine gizemleriyle dolu
gözlerinin çaresiz isteklerinden
kalbim göğsümde çırpınıp durdu