Üst üste yaşanan iki seçim yenilgisinin ardından yükselişe geçen oylar, CHP’de canlanma meydana getirmişti. DP ise psikolojik üstünlüğü ve toplumsal hegemonyayı kaybediyordu. Dinsel söyleminin seçmen üzerindeki etkisi ve yönlendiriciliği de azalıyordu. Seçim kampanyası boyunca iktidar, tek partili dönemin baskıcı politikalarını hatırlatarak CHP’nin uyguladığı laikliğin halkı dinden uzaklaştırdığını ve ahlâkı zayıflattığını söylüyordu. Yedi yıllık dönemde 15 bin cami yaptırdıklarını vurgulayıp din adamı yetiştirmek için daha çok okul açacaklarını ve İstanbul’u ikinci Hac merkezi yapacaklarını vaat ediyorlardı. Her fabrikanın yanında bir de cami minaresi yükseleceği sözü veriliyordu. Hatta Menderes, Adana ve Konya’da yaptığı seçim mitinglerinde Kur’an’dan Arapça ayetler okuyarak halka, dinsel özgürlüklerini korumak istiyorlarsa dinsiz CHP’ye oy vermemeleri gerektiğini bile söylemişti. CHP ise din özgürlüğünün önünü açtıklarını ve ilk dinî eğitim kurumunu kendilerinin faaliyete geçirdiğini hatırlatarak kendini savunuyordu. Gazeteler, İnönü’nün evinde her gün Kuran okunduğunu, her yolculuk öncesi annesinin elini öperek hayır duasını aldığını haberleştiriyor, dine ve geleneklere önem verdiklerini göstermeye çalışıyorlardı. Fakat olanca yoğunluğuna rağmen dinî vaatler seçim sonuçlarına gözle görülür bir etki yapmamıştı. DP, dinin etkili olduğu doğu bölgelerinde oy kaybetmiş, Konya ve Adana gibi muhafazakâr illeri CHP’ye kaptırmıştı. CHP’nin nispi başarısı dine hoşgörülü olduğu iddiasından değil, iktidarın ekonomi politikalarının başarısızlığından kaynaklanıyordu.