Xweziya ev dar û ber, ev teht û lat, ev gelî û newal, ev çiya û neqeb jî tilisimandî bûna û ew jî weke min bi zar û ziman bûna; we yê hingê bidîta bê her yek ji wan bûye çav-dêrê çend hovîtiyên mirovan.
"Civakên nexweş ewqasî pir êşê didin mirovên xwe ku,dawiya dawî ew mirov ji civaka xwe dûr dikeve û dema ku derfet dibîne jê direve ."
Reklam
İrinci Dünya Savaşı sırasında Alman genel kurmay başkanı olan general Erich Ludendorff,siyasileşmiş yahudi localarını şu şekilde tasnif ediyordu; 1-Bağımsız B'nai B'ritch Tarikatı: Bu örgüte dünyanın önde gelen bütün Yahudileri üye idi. Bu örgüt dünya savaşı sırasında Berlin'de faaliyette idi. Rusya ve Almanya'daki ihtilaller de faal bir rol oynamıştır. 2- Yahudi Gizli Locaları: Bunlar B'nai B'rith yanında yer alıyorlardı. Bu tip localar günümüzde de mevcuttur. Bunlar isim yerine numara taşırlar ve üye sayıları sınırlıdır. Almanya'daki devrimde "11" ve "7" no.lu yahudi locaları çok önemli roller oynamışlardır. Bu locaların varlığı masonlardan bile gizli tutuluyordu. Dr. Maretzki " Geschichte des Ordens B'nai B'rith in "Deutschland" (1892-1907) adlı kitabında şöyle yazıyordu: " Siyonist hareket giderek yaygınlaşıyordu ve birçok loca üyesi bu harekete katılmaya başlamıştı. 1903 yılında Basel'de yapılan Siyonist kongresine birçok birader katılmıştı."
Sayfa 210·Kitabı okuyor
Alıntı
Kur'âncı-Meâlci Söylem Bu söylem, 1902'lerde tesis edilen ve kökeni itibarıyla nispeten de olsa Abdullah Çekralevî, Ahmeduddîn Amritsârî ve Gulam Ahmed- Perviz gibilerinin başını çektiği ekolün çağımızdaki bir tür yansımasıdır. Tarih pusulamızı eskiye çevirdiğimizde Abdullah b. Sebeler'e vardığını söyleyebileceğimiz bu hareket için Kur'ân'ı sünnet ekseninden kaydırılmış bir anlayışla yorumlamak ve sahâbe kavillerinden tecrid etmek adeta prensiptir. Pozitivist ve natüralist düşünce sahibi Seyyid Ahmed Han'a dayanan bu düşünce yapısı, temeli itibarıyla incelendiğinde Hindistan'ın İngilizler'in eline geçtiği 1857'lerin öncesi ve sonrasında oryantalistlerin bu coğrafyadaki "sünneti inkâr" merkezli art niyetli çalışmaları göze çarpacaktır. Doğu Hint şirketinin sponsorluğunda Hindistan'a gönderilen Müsteşrik Dr. Alois Sprenger, İslâmî ilimler fakültesinin başına geçirilmiştir. Faaliyet olarak sünnetin delil değerine yönelik olumsuz tavırlar sergileyen ve hadislerin hucciyetini ilk inkâr eden kişi olma özelliğine sahip olan Sprenger, günümüz açısından "Kur'âncı" geçinenlere yakın selef olma bakımından önemli bir isimdir.
Sayfa 173·Kitabı okudu
Kardox û Kûdî; gelên Aryanî Ne bêxweda man û ne bêxanî Dîcle û Ferat e şên û şînahî Mezra Bota ye warê b'ronahî; Bi dêr û camî ev xaka ciwan Destên biyan de îro Kurdistan!
Sayfa 73·Kitabı okudu
Kurdî
T. Bacınoğlu: Türkiye'de Al­man Vakıflarının Marifetleri!
Almanya kökenli vakıflar, laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti'ni dıştan ve içeriden kuşatmaya alma çabasın­da. Ankara ve istanbul'da şubeleri bulunan tüm Alman parti vakıflarının programları kabaca şu üç maddeden oluşur: Bi­rinci maddedeki etkinlikler, Kemalizm'in iflas ettiğini ve soru­ nun geçici bir hükümet sorunu değil, 'yapay ve uyduruk Türk ulusunu tepeden inme yöntemlerle yaşatmaya çalı­şan Türk devleti' olduğunu kanıtlamayı amaçlar. Bu çerçevede üçlü bir strateji izlenir: A- 'Toplumun de­ğişik katmanlarını Kürt sorunu üzerine tartışmaya ve çö­züm üretmeye alıştırmak' ve buna paralel olarak 'Kürtçü gruplar' ile Almanya arasında köprü kurmak. B- 'Toplumun değişik katmanları ile siyasal İslamcıları biraraya getir­mek' ve buna paralel olarak 'İslamcılar' ile Alman devleti arasında köprü kurmak. C- 'Alevilerin aşırı İslama karşı oluşlarını dikkate alarak, Aleviler ile özel görüşmek ve konuyu gerektiğinde Kürt sorununa kaydırmak.' İkinci maddedeki etkinlikler, 'Türkiye'de yerel yönetim­lere işlerlik kazandırmak' amacıyla, Almanya'da adı var, kendi yok 'federal sistem'i Türkiye'ye tanıtmayı hedefler. FDP'nin Friedrich Naumann Vakfı 'federalizmi tanıtma' ça­balarını genelde Batı Anadolu'da yürütürken, Yeşiller'in Hein­rich Böll Vakfı 'federal yönetimin nimetleri'ni Doğu Anado­lu konusunda gündeme getirmektedir. Vakıfların tek merkezden yönetildiğine, birbirleriyle ol­dukça karışık ilişkiler içinde oldukları üzerine bir örnek vere­lim. Konrad Adenauer Vakfı'nın Türkiye şefi, Alman ordusu kökenli Dr. Wulf Schönbohm, vakfın aylık dergisinin Ağus­tos 1997 sayısında, sekiz yıllık eğitim reformuna 'Türk ordu­sunun İslam düşmanlığı' derken Türkiye Cumhuriyeti'ni de, **'kuruluşundan günümüze İslamın inanç esaslarını
Reklam
Reklam