"Sana 'Şeyh bizim gönüllerimizi etkileyemiyor!' dedirten; sendeki baş olma, şan şöhret sahibi olma hırsıdır.
Oysa sen 'Engeller benim yüzümden!' diye düşünmelisin!
Sen daha ilk günden itibaren hazır ve istekli olsaydın, ikinci sohbet meclisine bile gerek kalmazdı.
Senin için sohbet üstüne sohbet gerekiyorsa, kalbini örten pasın kalınlığı yüzündendir.
O yüzden her sohbet sırf kalbinin parlatılması için yapılıyor.
Kendini bütünüyle Allah'a teslim edip O'na güvenmelisin! Başkasına yardımı dokunamayacakları da bir yana bırakmalısın!
Halktan ümidini kes de, bütün umudunu Hakk'a yönelt!
Bir bak, senin amellerin acaba ne ve hayatının başından beri O'nun sana yaptıkları ne?
Göreceksin ki O'nun tarafından sana ancak lütuf ve kerem gelmekte.
Bir de senin O'na karşı nasıl davrandığını gözden geçir!
Göreceksin ki hep ihmal, hep isyandır senin yapıp ettiklerin.
Sen halka ne kadar çok ve Hakk'a ne kadar da az bağlısın!"
Adamın biri şöyle dua ediyordu: "Allahım! Beni, Muhammed'in şefaatinin isabet ettiklerinden eyle." Bunu duyan Huzeyfe [radıyallahu anh] adama şöyle demiştir:
"Allah gerçek müminleri, Muhammed'in şefaatine gerek olmadan cennetine koyacaktır. Onun şefaati, müslümanların büyük günah işleyenlerine aittir (Sen bütün günahlardan kaçarak rahmetle cennete girmeye çalış)."
"Katılmıyorum. Sevginin satın alınabileceğini, kazanılabileceğini , hatta uğruna dua edilebilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sevgi kendiliğinden verilmeli."