“Soğuk buza yüzüstü yattım, kulağımı dar bir yarığa dayadım. Dört beş santim genişliğinde olsa da sonsuza uzanır gibiydi. Buzuldaki bu yara, kristal kadar berraktı. Buzulun bedenindeki damarlara, kabarcıklara baktım: Çok tuhaf üç boyutlu bir his yaratıyordu. Bu titreşen uzayın epey derinlerinde karanlık bas tonlarda suyun fışkırdığını işittim. En diplerde bir yerlerde su, devasa bir ksilofon gibi, bir kaya arpı, buz arpı gibi dans edip duruyordu. Buzulun veda şarkısı.”
andri snær magnason, “zaman ve suya dair/bir buzula ağıt” kitabıyla beni derinden etkiledi. magnason bir bilim insanı değil şair ve yazar aslında. fakat bir buzula ağıt kitabında (ki adı bile nasıl sarsıcı) iklim değişikliğine, kapitalizmin yarattığı ve hepimizin parçası olduğu mevcut tüketim sisteminin dünyanın sonunu nasıl hazırladığına dair bilimsel verilerle çıkıyor karşımıza. temel çıkış noktası eriyen buzullar ve magnason ile aile büyüklerinin bizzat şahit olduğu somut değişimler. yazar, edebiyatçı kimliği ile bu değişimleri bangır bangır bağırmadan ya da melodrama dönüştürmeden tam bir hikaye anlatıcısı ustalığıyla aktarıyor okura. balayını buzulda bir kulübecikte kutlayan büyükanne ve büyükbabasının hikayesi müthişti benim için.
özetle okurken rakamlar ve felaket senaryolarından bunaltıp kapağı kapattırmıyor yazar; tolkien’den iran şahına, oppenheimer’dan dalai lama’ya kadar uzanan sürprizlerle okuru eline alıyor. ama unutmamamız gereken gerçekler mıh gibi kazınıyor insanın aklına.
bence herkesin kitaplığında olmasına değecek bir kitap.
magnason aynı zamanda bir belgesel yapımcısı, henüz yapımlarına bakmadım ancak mutlaka göz atacağım.
kadir yiğit us çevirisi tertemiz. baskıda emeği geçen herkesin eline gözüne sağlık.