Çocukken, yetişkinlerin her şeyin yolunda gittiği bir dünyanın anahtarını elinde bulundurduğundan, mutlu olmak için onları taklit etmenin yeterli olacağından, acılarımızın deneyimsizliğimizin ve bilinmeze dair korkularımızın bir sonucu olduğundan emindik. Fakat yetişkinliğe ulaşınca büyümenin barikatların arkasına sığınmak, olası tuzaklardan uzak durmak olduğunu görüyordu insan.
Sonuçlarından korkuyor ama artık kaçmıyordum. Durmak istiyor ama durduğum an, bir daha kazanamayacağımı biliyordum. Devam etmek zorundaydım, zorundaydık, zorunda bırakılmıştık. Artık duramazdık. Çünkü ancak böyle biz nasıl istiyorsak öyle yaşardık...
Ama karısının oğulları için duyduğu acının boyutları, derinliği, onu çeken ölümcül bir mıknatıs gibi. Fazla yaklaştığında, onu içine alıp dibe vurabilecek tehlikeli bir akıntı gibi. Bir daha asla su yüzüne çıkamayabilir; hayatta kalmak için uzak durmak zorunda. Dibe gidecek olursa, herkesi kendiyle birlikte aşağı çeker.