İçimizdeki Karanlığın Aynası
9/10
·262 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
(spoiler) William Golding karşımıza öyle çarpıcı bir eserle çıkıyor ki, hissettirdiklerini tam olarak nasıl anlatabilirim bilemiyorum. Beni derinden sarsan, uzun süre kendi içime dönüp düşünmeme neden olan bu kitabı yazar o kadar büyük bir iştahla anlatıyor ki, okurken zamanın nasıl akıp gittiğini fark etmiyorsunuz. Kitabı bitirdiğimde kendime defalarca şu can yakıcı soruyu sormak zorunda kaldım: Masum olduğunu düşündüğümüz çocuklar gerçekten masum mudur? Yoksa aramızda dolaşan o karanlık ruhlar hep oradaydı da bir "fırsat" mı bekliyordu? Yazar, adadaki her bir çocuğa farklı bir sembolik anlam yükleyerek tüm bu sorulara aslında çok sert bir darbe indiriyor. İlk başta bir şekilde anlaşabilen bu çocukların dünyasında, zamanla kötülüğün tüm dengeyi bozduğunu görüyoruz. Bu durumu bir nevi "Yin & Yang" dengesinin sarsılması gibi de düşünebiliriz; çünkü saf bir iyilik olarak gördüğümüz karakterlerin bile korku ve baskı altında nasıl vahşete dahil olabildiğini görmek dehşet verici. Kötülüğün arkasında her zaman bir korkunun ve zorbalığın pusuda beklediğini, insanların ise bu karanlığa sadece korktukları için boyun eğdiklerini iliklerimize kadar hissediyoruz. Ben kitaba bir de şu özgün pencereden bakılması gerektiğini düşünüyorum: Ya aslında adadaki bütün o çocuklar tek bir insanın içindeki kendi çatışmalarıysa? Yazar belki de bize, bir adaya düşmüş çocuklar üzerinden kendi iç dünyamızdaki "öteki benlerle" olan kavgalarımızı; vicdanımız, mantığımız ve ilkel dürtülerimiz arasındaki o bitmek bilmeyen savaşı sergiliyor. Okurken aklımın bir köşesinde hep bu düşünce vardı ve sayfalar ilerledikçe bu fikir benim için daha da olgunlaştı. Ralph’in düzen arayışı, Domuzcuk’un rasyonalitesi ve Jack’in vahşi arzuları sanki tek bir zihnin içindeki parçalar gibiydi. Sineklerin Tanrısı
Edebiyat
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
bir insanı yaratmaya nasıl bir duyguyla başlarsı nız?? Tanrının tek görevi yaratmak mıdır??? Yoksa Tanrı yarattığı şeyin kaderinden sorumlu mudur? Peki sorumluluklarını reddederse ne olur? Ya da sadece Tanrı mı yaratabilir? veyahuta yarattığımız inşa ettiğimiz bedenin veya varlığın veya şekillendirdiği mız herhangi bir duygu veya vaddetigimzi bir oluşun sorumluluğunu ne surette karşılayabileceğimiz söz konusu mudur.... bunun gibi verebileceğimiz birçok cevap ve nihayetinde sayısız örnek vardır .. bunu en çokta gündemimize oturan birçok çocuğu dünyaya getiripte sorumluluğunun bilincinde olmayan ve sorumluluğunu bırak varlığını veya yokluğundan bile habersiz olan toplumsal ilişkilerimize değinmek istedim yaşantımızda ki ilişkiler veya yaşamımızda yerin edinen bireyler veya dahil olacağımız bir toplumun bizi o ne derecede o bağa dahip edip var gostericek kadar içerisine alabilir. ve burdan yola ciakrak birazda uzun zamandan sonra ilk defa soluksuz derin çokça katmanlı ama bir o kadar da akıcı bu güzel yapıtın içRine çekmek isterim öncelikle basarki sorularıma geri dönerek bir insanı yaratmaya nasıl bir duyguyla başlarsınız??Peki Tanrı'ya öykünmenin cezasız kalacağını mı zannettiniz? Ya da başka bir deyişle yaratmanın cezası nedir?Ne demek Modern Prometheus? adını duyarken bile merak uyduran bir kavram olmuştu bende Prometheus; Yunan mitolojisinde insanın yaratıcısı ve ona ilim, irfan, koruma sağlayacak olan ateşi Olympos'tan çalıp insana veren ve bu yaptıkları ile Zeus'un gazabı ile tanışıp sonsuza kadar sürecek olan ceza ile cezalandırılan bir Titandır. Peki ya Frankenstein? birçoğumuzun bildiği üzere Frankenstein adının duyulduğu zaman korku filmlerinin en meşhur yaratıklarından biri gelir aklımıza ama hepimiz tam da bu noktada yanılırız. Çünkü aslında
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,8bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İçimizdeki George ve Lennie
9/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Bu kitap aslında her birimizin içindeki o bitmek bilmeyen George ve Lennie kavgasının özeti. George rasyonel yanımız, her şeyi hesaplayan stratejistimiz: Lennie ise masum ama kontrol etmezsek her şeyi mahveden o devasa dürtülerimiz. Hepimizin "tavşan besleyeceğimiz" o küçük toprak hayali, o sığındığımız "kuluçka" bekleyişleri var. Ancak Steinbeck bize şunu hatırlatıyor: Disiplinle dizginlenmeyen bir arzu, en saf hayalimizin bile boynunu bir saniyede kırabilir. Kendi Lennie’nizi, George’un o trajik ve sert planlarına mahkûm bırakmayın; dürtülerinizi bugünden eğitmeye bakın. Yoksa finalde sadece o kaçınılmaz yalnızlıkla baş başa kalırsınız.
Fareler ve İnsanlarJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 2023211,9bin okunma
Puan vermedi·200 syf.··
2022 5. kitabı
·
35 günde okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2022 21:36
İrade Terbiyesi'nin mesajları... -Yetilerimizin düzenli çalışması için mevcut işlerimizin paralelinde kendimize farklı zihinsel etkinlikler bulup uygulamalıyız. -Mücadele etmeden mutlu olunmaz. Her mutluluk az çok bir çaba ister. -Az da olsa düzenli ama sürekli olan çalışma, uzun molalar içeren yüksek eforların toplamından daha güçlüdür ve daha değerlidir. -Gerçek ve verimli çalışma enerjisi az ama düzenli olan eforla mümkündür. -İşin zahmetli kısmı evvelâ dikkat etmek, ardından da konsantre olmak ve kendini tanımakta gizlidir. -Aslında dikkat, sürekli tekrar eden, bazen şiddetli, bazen sakin ve de birbirini takip eden irili ufaklı gayret gerektirir. -Gayretimizin gayesi düzenli ve sebat gerektiren bir dikkat göstermeye çabalamak olmalıdır. İrademize hâkim olmayı güçlendirmenin yolu ise kendimize günlük vazifeler belirlemekten geçer. -Dağınık, düzensiz bir çalışmanın yoğun olmasının hiçbir faydası yoktur. Sarf edilen çaba tek bir neticeye yönelik olmak zorundadır. -Fikirlerin veya hislerin olgunlaşması, organize olması, yavaşça, sabırla, derin tefekkürle olur. -İrademiz müdahale etmediği müddetçe hayatımızı dürtülerimiz şekillendirir. -İnsan kendine hâkim olmanın paha biçilmez bir değer olduğunu zamanla öğrenecektir. Hayattan ne istediğimiz, ne olacağımız, hayatta oynayacağımız rol, kendine hâkim olmaya bağlıdır. İnsanlardan beklediklerimiz ve insanlara vereceğimiz değer sabırdan geçiyor. -Uzun soluklu bir işi isteksiz olarak, sevmeden yapmak, baştan kaybetmek anlamına gelir. Başarmak için işine saygı duyman gerekir. -İhtiras, insanda hayvanî dürtülerin coşmasına, gözün kör olmasına, beynin kararmasına sebep olur. İnsanlığımızı, gururumuzu, benliğimizi bizden alır; devam ettiği sürece hayvanlar gibi oluruz. Kısa sürmesi nedeniyle ihtirasın çok da tehlikeli
İrade TerbiyesiJules Payot · Ediz Yayınevi · 201838,5bin okunma
10/10
·68 syf.··
2025 2. kitabı
Freud'a göre insan kişiliği üç ana yapıdan oluşur (id, ego, süperego). Id dediğimiz yapı alt benlik. Yani kişisel arzularımız, dürtülerimiz ve isteklerimizin bulundurduğu evre ve bu doğuştan itibaren insana atfedilmiş. Ego'da benlik unsurudur. Ego'ya göre id'in ya da süperego'nun yapılarında olan kurallar ya da unsurları dengelemek gerekmektedir. Yani mesela "açsın ama yemek senin değil" burada mantığa göre sonuçlar işlenmelidir. Süperego dediğimiz üst benlik'te de ahlak ve vicdan diyebiliriz. Bir davranış ahlaka göre ne kadar doğru ya da yanlış. Buna örnek olarak görgü kuralları da diyebiliriz. Bu üç yapı birbirleriyle de çelişebilir ve savunma mekanizmaları oluşturabilir. Ayrıca Oedipus kompleksi dediğimiz erkek çocuğun anneye duygusal bir bağlılık göstermesi ve hemcinsi olan babasını rakip görmesi. Freud bunu "id, ego, süperego" ya bağdaştırmıştır. Oedipus kompleksi genelde Fallik (3-6 yaş) dediğimiz dönemde görülür. Id ile bağdaşımı çocuğun istediğinin olması ve anneye karşı arzusal isteğinin olması gibi ayrıca saldırgan tutum sergilemesi. Ego ile birlikte çocuğun zamanla gerçeği farketmesi ve kendi dürtülerini bastırmaya çalışmasıdır. Bu süreçte Oedipus kompleksi aslında çözülmeye başlar. Süperego'da da çocuğun aslında babaya karşı içinde barındırdığı korku ve hayranlık duygusu ortaya çıkmaya başladığında Oedipus Kompleksi'nin çözüldüğünü gösterir. Çocuk bir gelişim sağlar ve ayrıca Elektra Kompleksi'nin de Oedipus kompleksi'sinden türediğini de anlamış oluruz Freud'un bu kitabında. Yani psikanaliz sürecinin nasıl ortaya çıkışı, etkisini anlatmıştır Freud.
Ego ve IdSigmund Freud · Oda Yayınları · 2019538 okunma
Hayatın Anlamı Üzerine
Puan vermedi·144 syf.··
2025 14. kitabı
Hayatın Anlamı kitabını lisede okumuştum. Şimdi bir kez daha okudum. Temelde ilk okumada hatırladıklarıma benzer bir deneyimdi ancak sanırım şimdi metnin bana daha az net bir yanıt vermesine daha açığım. Eagleton’a göre “hayatın anlamı” dediğimizde aslında ne sorduğumuz pek net değildir. Bir “neden” arıyorsak, Eagleton’a göre Tanrı’ya inananlar bu konuda şanslıdır; çünkü bu soru onlar için “iman ediyor muyum?” sorusuna denk gelir. Ama meseleye dil açısından baktığımızda işler karışır. “Hayatın anlamı” derken, sanki “Ayşe’nin şemsiyesi” der gibi bir iyelik ilişkisi kurarız — yani hayatın bir şeye sahip olması gerektiğini varsayarız. Oysa hayat bir şeye sahip olmak zorunda değildir; belki de bu yüzden sorunun kendisi dilimizin soyutlamasıyla ilgili bir problemden kaynaklanır. Peki biz bu soruyu neden soruyoruz? Belki gerçekten “anlamı” değil, mutluluğu aradığımız için, mutsuz olduğumuzda en temel dayanağı aradığımız için. Aristoteles’e göre mutluluk (eudaimonia), sonuçlardan çok yaşama biçimimizle ilgilidir — phronesis (pratik bilgelik) yoluyla erdemli seçimler yapabilme halidir. Seçimler sonucunda kader bize en iyi sonuçları sunmayabilir ancak çoğumuz kendi seçimlerimizi yapmadığımız bir hayatın mutlu olmasını da istemeyiz. Örneğin Matrix’te mavi hapı almayı tercih etmeyiz çünkü o mutluluğun seçimlerimizle ve karakterimizle alakalı olmadığını biliriz. Mutsuz olacak olsak bile kırmızı hapı seçecek olmak yeğdir çünkü mutluluğun zemininde her zaman seçimlerimiz olmalıdır. Dolayısıyla mesele sonuçlardan ziyade erdemli seçimler yapabilme halidir diyor Aristoteles. Mutluluk aynı zamanda sevgiden bağımsız değildir: sevgi ve bağ kurma, anlam arayışını bir süreliğine dindirir. Nihayetinde yaptığımız seçimler insanlar arası ilişkilere dairdir. En başından sonuna kadar insan
Felsefe
Hayatın AnlamıTerry Eagleton · Ayrıntı Yayınları · 2015585 okunma