Anıların düşmanı dostu olur mu? Benim bildiğim, geçmişte olan, şimdi olmayan şeylerin olduğu gibi hatırlanmasıdır anılar. Sen demek istiyorsun ki, insan geçmişindeki iyi olayları hatırlasın, kötü olayları hatırlamasın. Nasıl olur bu? İnsan bir düş görürse bunu hatırlar. Peki bu korkulu bir düşse, başkalarının hoşuna gitmeyecekse, onu hatırlamasın mı?
Kıbrıs davasında hemen her devlet, dost ve müttefik sandıklarımız bile aleyhimizde olmasına rağmen işte 100.000 Türk, 400.000 Rumla boğuşuyor. Bu oransız vuruşmada yenilmeyişinin sebebi anayurdun kendisini desteklediğini bilmesidir. Hele bu destek, kritik anda Erenköyü'nde yapılan hava saldırısı gibi olunca Kıbrıs Türkünün savaşı daha yıllarca sürer: Türk birlikleri Kıbrıs-a çıkıncaya veya Selânik'e girinceye kadar...
Kerkük Türkü'nün de desteğe ihtiyacı var. Üstelik Kerkük Türkü daha da talihsizdir. Nasıl talihsiz olmasın ki Barzânî adında bir Kürt eşkıyası devlet kurmaya ve Kerkük Türklerine azınlık hakkı vermeye kalkıyor. Kurtu-luş Savaşı'ndaki bir türkü, Yunan gibi aşağılık bir düş-manın Türkiye topraklarına ordu sokmasını:
Ankara'nın taşına bak,
Gözlerimin yaşına bak. Biz Yunan'a esir olduk, Şu feleğin işine bak.
mısralarıyla anlatılıyor ve talihin böyle hain bir tecelli-sine karşı Türk Milleti'nin öfkeli şaşkınlığını belirtmiş oluyordu. Bu acı hâtıra yetişmiyormuş gibi, şimdi bir de Kürt devlet kuracak da 1.000.000 Türk'e azınlık hakkı mı verecek?
Bu küstahça iddialar karşısında Türkiye'nin kültür ve fikir hayatında söz sahibi olan, söz sahibi olduğunu iddia eden bunca kalem sahibi arasından, Sedat Simavi gibi biri çıkıp da Kerkük Türkleri'ni millî bir dava haline getire-mez mi?
30 Ağustos 1964 tarihli Cumhuriyet gazetesinde ibretle seyredilmeğe değer bir fotoğraf yayınlandı. Bu fotoğraf Dumlupınar meydan savaşından sonra tutsak edilen Yunan Başkomutanı Trikopis ile adı açıklanma-yan bir Yunan prensinin ve Yunan Ordusu Kurmay Baş-kanı General Dionis'in Türk Albayı Reşit Beğ tarafından götürülüşünü gösteriyordu.
İşin ibretle bakılacak tarafı Dionis'in, sanki seyrana gidiyormuş gibi sigara içmesi ve trene doldurulmuş tut-sak Yunan askerlerinin de kendi prensleriyle komutanla-rının götürülüşünü gülerek seyretmesiydi. Yalnız, önüne bakarak ve şapkasını elinde tutarak yürüyen prenste bir utanma duygusu olduğu görülüyordu.
Korkunç bir bozguna uğramalarını, düşman eline düş-melerini hiç umursamayan, üstelik komutanlarının tut-saklığına gülen bu askerler şüphe yok ki dünyanın en şerefsiz ve haysiyetsiz insanlarıydı. Banyo içinde küçük çocuklarla analarını öldüren, fakat tepelerinde uçakları görünce beyaz gömlek çıkarıp teslim bayrağı sallayan bugünkü palikaryalar da, yine hiç şüphesiz, dünyanın en haysiyetsiz milletidir.
Kahve, hayran olunası bir coşku verir insana! Bir kadın gibi beyne işler. Saldırısıyla düş gücü dizginsizce koşmaya başlar, çırçıplak soyunur, eğilip bükülür, bilicilerden yoktur farkı, bu esin kaynağı dorukta bir ozanın yetenekleri yüz kat artar ama bu düşüncenin esrimesidir.