Hevesli, akılsız çocuklar gibi muvakkat, ehemmiyetsiz lezzetlerin peşinde koşma! Düşün ki fâni zevkler, sana manevî elemler, teessüfler bırakıyor. Sıkıntılar, elemler ise bilakis manevî lezzetler ve uhrevî sevaplar veriyor.
Bugün "pozitif düşün, pozitif elektrik gönder" diye pazarlanan sözler de yeni değildir, bunların hepsi zaten İslâm'da vardır. Müslümanların yeni bir şey keşfetmelerine, yeni bir şeyin peşinde koşmalarına lüzûm yoktur, Müslüman olsunlar, yeter. Zirâ aranan her şey oradadır.
Bir düşün peşinde yola çıkmak delilik olsa gerekti. Bana göre ise içimi boydan boya geçmek, gerçeği aramaktı. Nedenleri bulmaktı. Hayat dediğimiz karmaşada oradan oraya savrulma hakkını kaderin elinden almak, belki de ona kafa tutmaya kalkmaktı. Bir düş kurmak, kurduğun düşte yaşamaktı. Kemanlar eşlik ediyordu. Buğulu sesin söylediği o şarkıda huzuru bulmaktı. Bu kasabada yeniden başlamak, koskoca yıl gelecek mektuba hazırlanmaktı. Yaşarken neleri anlatacağını hesaplamak, anıları mektuplar için saklamaktı. Göz kapaklarımın ardında seninle olmak, özlemlerinde kaybolmaktı. Elimdekilerle avunmak, rüzgârlarla sana selam yollamaktı.
Kimseden anlamasını beklemiyordum. Kimseye de anlatmaya çalışmıyordum zaten. Sadece bir yolculuğa çıktım. Yaşam gibi, ölüm gibi... Bu yolculuğa çıkmamı sağlayan sendin Albatros ama bu yol ne senden ibaret, ne de sana doğru. Bu tamamen benimle ilgili...
Şibumi, sıradan, olağan görünümlerin altında yatan gizli üstünlükleri anlatır. Şöyle düşün: o kadar doğru bir söz ki, cesaretle söylenmesine gerek yok. O kadar dokunaklı bir olay ki, güzel olmasına gerek yok. O kadar gerçek ki, sahici olmasına gerek yok. Şibumi demek, bilgiden çok anlayış demek. İfade dolu bir sessizlik demek. Kendini kanıtlama gereği duymayan bir alçakgönüllülük demek. Bir insanın kişiliğinde ise… Nasıl söylemeli… Hakimiyet peşinde olmayan otorite mi? Onun gibi bir şey.