Kilise' nin evlilik üzerindeki etkisini tam olarak anlamak için Orta Çağ insanının düşünce dünyasını anlamamız gerekir. Kişi ister köylü isterse başrahip olsun, kendisini yeryüzünde bir gezgin olarak görüyordu. Uzun veya kısa bir süre için ziyaret ediyor olabilir; maddi olarak başarılı ya da yoksul, mutlu ya da üzgün olabilir. Ama her zaman aklının bir köşesinde önemli olanın nihai varış yeri olduğu bilgisi vardı: Cennet ya da cehennem.
Şiirin tüm renkleri, ne kadar muhteşem olursa olsun, tasviri gerçek bir manzara zannetmenize yol açacak tarzda doğal nesneleri resmedemez. En canlı düşünce bile en donuk duyumdan daha aşağı seviyededir.
Dünyada rastlantı diye bir şey yoktur, ama bir olayın gerçek nedenini bilmememiz anlama yeteneğimizi böyle etkiler ve bu tür bir inanç ya da kanı doğurur.
İnsan, akıl sahibi bir varlıktır ve bu haliyle gıdasını ve rızkını bilimden alır. Fakat insanın anlama yetisinin sınırları o kadar dardır ki, bu durum özelinde ne elde ettiklerinin kapsamından, ne de güvenirliğinden çok fazla tatmin beklenebilir.