Aldous Huxley'nin "Edebiyat ve Bilim" adlı eseri, modern dünyanın iki büyük düşünce alanı olan bilim ile edebiyat arasındaki ilişkiyi sorgulayan, kültür, insanlık ve uygarlık üzerine derin tartışmalar içeren bir deneme kitabıdır.
İki disiplin arasındaki ilişkiyi incelerken, aynı zamanda modern insanın akıl ile ruh arasında sıkışmış varoluşunun da sorgulamasını yapıyor. Huxley, bilimin insan yaşamını kolaylaştıran ve ufkunu genişleten gücünü teslim ederken, edebiyatın insanı insan yapan duygusal, ahlaki ve estetik derinliği koruduğunu hatırlatıyor. Teknolojik ilerlemenin baş döndürücü hızına karşı kültürel ve manevi değerlerin nasıl savrulabileceğini tartışırken, insanlığın yalnızca bilgiyle değil, anlam arayışıyla da var olduğu vurgulanıyor. Huxley'nin yaklaşımı ne bilimi yüceltmek ne de edebiyatı üstün görmek üzerine; bu iki alanın birbirini tamamlayan ve insan uygarlığını birlikte şekillendiren unsurlar olduğunu savunuyor. Bilimsel gelişmelerin insan psikolojisi, toplumsal yapı ve kültürel üretim üzerindeki etkileri incelenirken, modern çağın bireyi giderek mekanikleşen bir dünyanın içinde kendi özünü korumaya davet ediyor. Huxley'nin berrak dili, entelektüel birikimi ve eleştirel bakışı sayesinde kitap, bilim ve sanat ilişkisine dair bir inceleme olmaktan çıkarak, insanlığın geleceğine dair felsefi bir düşünce metnine dönüşüyor. Huxley, ilerlemenin yalnızca teknolojik gelişmeyle ölçülemeyeceğini, insan ruhunun da aynı ölçüde gelişmesi gerektiğini hatırlatarak, bugün hâlâ güncelliğini koruyan önemli bir uyarıda bulunuyor.
felsefesi çok güzel düşünce ve işleniş olarak farklı bir bakış açısı sunuyor alışılmışın dışında ama bazı yerlerde içimi daraltan ve sıkan kısımları oldu ufak tefek sorunlarından biri bu durum onun dışında iyi düşünülmüş ve iyi işlenmiş bir eser
Birçoğumuz hayatımız boyunca "gerçek aşkı" arayıp dururuz. Pierre Franckh, Gerçek Aşkı Bul - 6 Dakikada Koçluk kitabında bu arayışa çok farklı bir bakış açısı getiriyor: Aşkı dışarıda aramaktansa, onu hayatımıza nasıl çağıracağımızı öğretiyor. Üstelik bunu son derece yalın, akıcı ve etkileyici bir dille başarıyor. Kesinlikle okunmaya değer.
Kaçın demokrasi geliyor , daha kapağından itibaren okuyucuya ironik bir soru sorduruyor: "Demokrasi gerçekten geliyor mu, yoksa bize geldiği söylenen başka şeyler mi var?"
Yazar Banu Avar, kitap boyunca dünyaya servis edilen "özgürlük", "insan hakları" ve "demokrasi" paketlerinin içeriğini açıp kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü ambalajın üzerinde yazanlarla kutudan çıkanların her zaman aynı şeyler olmadığını hatırlatıyor. Bir ülkeye demokrasi götürme iddiasıyla yapılan müdahalelerin ardından geriye kalan yıkım, savaş, yoksulluk ve istikrarsızlık manzaraları ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Demokrasi gerçekten geldi mi, yoksa sadece adı mı geldi?
Kitabı okurken insanın aklına şu düşünce geliyor: Açlığın hüküm sürdüğü, çocukların savaşlarda öldüğü, milyonlarca insanın göç yollarında yaşam mücadelesi verdiği bir dünyada demokrasi nutukları ne kadar samimi olabilir? Özgürlükten söz edenlerin silah satış rekorları kırdığı, insan haklarından bahsedenlerin çıkarları uğruna sessiz kaldığı bir düzende demokrasi söylemi bazen kulağa oldukça tanıdık bir reklam sloganı gibi geliyor.
Kitabın temelinde de tam olarak bu sorgulama yatıyor. Demokrasi adına yapılan operasyonların, ekonomik çıkarların, küresel güç mücadelelerinin ve jeopolitik hesapların gölgesinde şekillendiğini savunan Avar, okuyucuyu resmî anlatıların ötesine bakmaya davet ediyor.
Belki de kitabın özeti tek bir atasözünde saklıdır: "Filler tepişir, otlar ezilir." Dünya siyasetinde de çoğu zaman değişen bir şey olmuyor. Güçlü devletler hesap yapıyor, stratejiler kuruyor, sınırlar çiziyor; bedelini ise sıradan insanlar ödüyor. Sonra da adına demokrasi, özgürlük veya barış deniliyor.
Bu nedenle Kaçın Demokrasi Geliyor, demokrasi kavramıyla alay eden bir kitap değil; daha çok demokrasi adı altında sunulanların
Ben okurken çok zorlandım. Manzum roman okuyabilirim diye düşünmüştüm hatta hafife alıp hızlıca bitiririm diye elime aldım ama çok zor okuması. Ben hikayeden koptum. Bu tarz eserleri kendi dilinden okumak sanırım daha kolay olur. Çevirisi de epey emek isteyen bir iş. Okudum bitti ama ben de bittim.
Bu kitabı gerçekten çok beğendim ilk başta sürükleyici bir bilim kurgu hikayesi okuyacağımı düşünüyordum ama kitap aslında insanın hayatı seçimleri ve sahip oldukları üzerine çok daha derin şeyler anlatıyor. Özellikle günlük hayatta acaba farklı bir karar verseydim hayatım nasıl olurdu diye düşündüğümüz konuyu çok güzel anlatmış. Bize sahip olduğumuz hayatın ve sevdiklerimizin değerini hatırlatıyor. Ayrıca bunu akıcı ve heyecanlı bir hikayeyle anlatıyor. Kitabın sonuna gelindikçe insan hem meraklanıyor hem de kendi hayatını sorgulamaya başlıyor. Kitap bitince ise akılda kalan en önemli düşünce mükemmel bir hayat diye bir şeyin olmadığı bazen elimizde olan şeylerin değerini ancak kaybetme ihtimali ortaya çıkınca anlayabildiğimiz oluyor.