Mutlu Olma Sanatı, isminden dolayı uzun süre bir kişisel gelişim kitabı sanılabilir. Oysa kitap, günümüzde sıkça karşımıza çıkan "pozitif düşün, evrene mesaj gönder, her şey güzel olacak" anlayışından oldukça uzak. Arthur Schopenhauer mutluluğu vaat etmiyor; aksine insan hayatının sınırlarını, hayal kırıklıklarını ve beklentilerini anlamaya çalışıyor.
Schopenhauer'a göre insanın mutsuzluğunun en büyük kaynaklarından biri bitmek bilmeyen arzuları. Bir şeye ulaşana kadar onu isteriz, ulaştığımızda ise kısa süre sonra yeni bir eksiklik hissi ortaya çıkar. Bu düşünce ilk bakışta karamsar görünse de kitap ilerledikçe bunun aslında oldukça gerçekçi bir gözlem olduğunu fark ediyorsunuz.
Kitap boyunca mutluluğun peşinden koşmaktan çok, acıyı ve hayal kırıklıklarını azaltmanın yolları üzerinde duruluyor. Belki de bu yüzden birçok cümlenin altını çizme ihtiyacı hissettim. Çünkü Schopenhauer insanı motive etmeye çalışmıyor; ona ayna tutuyor.
En sevdiğim tarafı ise yazarın dürüstlüğü oldu. İnsan doğasını olduğundan daha iyi göstermeye çalışmıyor. Kıskançlığı, hırsı, beklentileri ve bencilliği olduğu gibi kabul ederek konuşuyor. Bu nedenle kitap bazı okuyuculara karamsar gelebilir; bana ise oldukça samimi geldi.
Açıkçası bayıldığım bir kitaptı. Uzun zamandır bir felsefe kitabını okurken bu kadar sık durup düşünmemiştim. Bazı sayfalarda kendimi, bazı sayfalarda çevremdeki insanları gördüm. Belki de kitabı bu kadar sevmemin nedeni buydu; teorik bir metin olmaktan çok, insanın gündelik hayatta sürekli karşılaştığı durumları açıklıyordu.
Bu kitabı bitirdiğimde mutluluğun peşinden koşmanın bazen onu daha da ulaşılmaz hâle getirdiğini düşündüm. Belki de mesele sürekli mutlu olmaya çalışmak değil; hayatın kaçınılmaz zorluklarına rağmen huzurlu kalabilmeyi öğrenmek.