Laurent Gounelle, bu romanda olay örgüsünü ön plana çıkarmaktan ziyade, insanın düşünce kalıplarını, korkularını ve yaşamı algılama biçimini sorgulatan felsefi bir yolculuk sunuyor. Roman, “Hayatımıza giren insanlar ve yaşadığımız olaylar gerçekten tesadüf mü?” sorusunu merkeze alırken, okuru kendi bakış açısını yeniden değerlendirmeye davet ediyor.
Yazarın en güçlü yanı, karmaşık psikolojik ve felsefi kavramları son derece yalın, akıcı ama çok katmanlı bir dille aktarabilmesi. İlk bakışta sade görünen cümleler, üzerinde düşünüldükçe farklı anlam katmanları açıyor. Bu nedenle eser, hızlı okunabilen ancak etkisi uzun süre devam eden kitaplardan biri.
Başlıktaki “Tanrı daima tebdili kıyafet gezer” ifadesi de romanın temel metaforunu oluşturuyor. Hayatımızı değiştiren insanlar, karşılaşmalar ve hatta krizler çoğu zaman beklediğimiz biçimde değil; sıradan görünen olayların içinde karşımıza çıkıyor. Yazar, dönüşümün büyük mucizelerle değil, fark edilmeyi bekleyen küçük karşılaşmalarla başladığını anlatıyor.
Edebi açıdan değerlendirildiğinde eser, klasik bir roman olmanın ötesinde psikoloji ve felsefeyle beslenen bir kişisel dönüşüm romanı niteliğinde. Karakterlerin derinliğinden çok, onların temsil ettiği düşünceler ön planda. Bu yönüyle okuru sürükleyici bir maceradan ziyade içsel bir sorgulamaya davet ediyor.
Kitabı bitirdiğimde bende kalan en güçlü düşünce ise şuydu: Belki de hayatımıza giren insanlar gerçekten tesadüf değildir. Kimi bize bir ders vermek, kimi yönümüzü değiştirmek, kimi ise sadece iyi ki var diyebilmemiz için karşımıza çıkar.
Bence bu kitap, yalnızca okunacak değil; üzerine düşünülecek ve zamanı geldiğinde yeniden okunacak eserlerden biri.