"Burada önemli olan sevilip sevilmediğiniz değil, size gösterilen sevgiyi nasıl karşıladığınızdır."
Dünyayı siyah beyaz gördüğümün farkındalığına vardım ve düşüncelerimin yönünü değiştirmeye çalışıyorum. Korkularımın en büyük kısmını teşkil eden ilişkim, romantik ilişkim söz konusu olduğunda hâlâ oldukça aşırı olan düşüncelerim devam etse de iyileşeceğime dair umudum var.
Ondan, bu duygudan, bu istekten, içimizde yaşatma çabası gösterdiğimiz bu sevgi özleminden, özlemin biçimlendirdiği kişiden, düşüncelerimizin biçimlendirdiği derin bağlardan, bu duygular kendi dünyamızda, yalnızlığımızda kalsa da, bir rahatlık, bir kalıcılık, bir hoşnutluk akıyor. Susarken, yürürken, sigara içerken, bakarken, uyurken, severken, boşalırken. Bu duyguyu yitirmediği sürece insanın bunalımı bile anlamlı. Duygular, bir kişi olarak belirlenmese de. Ama insan bu duygularını, birinin tenine, bedenine aktarabilirse, bunu başardığı an yaşam inandırıcı oluyor. İnsan hiç geçmesin istiyor varoluşu. Bu duyguyu yitirmemen gerek. İnsanda biçimlenmese de. Bu duygu beni yenen, içimde yaşayan ve ölen canlıyı yenen tek duygu.
Yine de, benim alnımda da vardı Tanrı'nın parıltısı, baktığım her şey güzel ve canlıydı, düşüncelerimde ve düşlerimde, hiç de dindarca olmasalar da, melekler, mucizeler ve masallar kol kola gezerdi.
Paul Valéry Monsieur Tetse'de "Ben kendi içime yabancı gözlerle bakıyorum, henüz yaratmış olduğum nesneye ikide bir çarpıp sendeliyorum" derken benim vaziyetimi tarif etmiş âdeta. Hâlim dumandı. Düşüncelerim, volkanik küller gibi dağılmıştı.