“Umutsuzluğa kapılmıyorum Harry. Ama yaşamaktan acı duymak - evet, bu bakımdan deneyimliyimdir. Kendimi mutlu hissetmediğime şaşıyorsun, dans edebiliyorum çünkü, hayatın derinliklerine dalmadan yolumu izimi pek güzel bulabiliyorum. Ben de, dostum, hayatın seni bu kadar düş kırıklığına uğratmış olmasına hayret ediyorum, çünkü alabildiğine güzel ve derin konulara aşinasın, us, sanat, düşünce konularına! Bizi birbirimize çeken de bu oldu, bu yüzden kardeşiz seninle. Sana dans etmeyi, oyun oynamayı ve gülümsemeyi, ama yine de halinden memnun olmamayı öğreteceğim. Ben de senden düşünmeyi ve bilmeyi, ama yine de halimden memnun olmamayı öğreneceğim. Her ikimiz de şeytanın çocuklarıyız, farkında mısın?”
“Doğru, öyleyiz, şeytan us'tur, onun bahtsız cocukları da bizleriz. Doğadan kopuk, boşlukta asılı kaldık…”
Hemen hepimiz Rusya'ya olan Batı karşıtlığının, onların komünizm düş manı oluşundan ileri geldiğini sanırız. Bizler de komünizm denen şeyi çok kötü bir şey saydığımız cihetle, ulusal çıkarlarımıza aykırı da olsa, bu inanç dolayısiyle Batı uyduluğuna can atarız; bu uğurda topraklarımızı yabancı üs tarlası haline getirmekte milliyetçiliğe aykırı bir sakınca görmeyiz. Tersine böyle bir durumu perdelemek için milliyetçilik taslar, başvurmadık de magoji bırakmayız. Ne var ki Batı'nın Rusya karşıtlığı ne yeni bir şeydir, ne de komünizm yüzündendir.
18. yüzyıl sonlarında, 19. yüzyıl boyunca ve 20. yüzyıl içinde (önce Fransa, daha sonra İngiltere az sonra Almanya ve şimdi ABD) olmak üze re ve Rusya'da henüz komünizmin zerresi bile yokken Avrupa diplomasisinin en büyük derdi gene bu Rusya olmuştur ve her seferinde de bunun kazığını Türk ulusu yemiştir, her seferinde okkanın altında o kalmıştır. Buna karşılık, Rusya her seferinde daha da güçlenmiş, "Hasta Adam" diye dillere destan olan Osmanlı Devleti de her seferinde daha da çökmüştür. "Batı" dediğimiz dünya ise kaç kez Rusya'nın müttefiki olmuştur! Yeni bir şey değil; komünizm yüzünden de değil. Komünizm yüzünden olsaydı, İkinci Dünya Savaşı'nda Hitler'e yardım ederek onu yok etmek dururken, neden Batı devletleri onun yardımına ve kurtarılmasına koştulardı? Neden bugün kapitalist ABD ve müttefikleri komünist Çin'le kucaklaşıyor? Neden, örneğin, Yugoslavya gibi komünist saydıkları bir rejimi hazmedebili yorlar? Demek ki Rusya ile olan çekişmenin bizim bilmediğimiz, düşünmediğimiz başka yanları var. Bunda, geniş ölçüde iç ve dış ekonomik siyasetlerin silah gücü ile başka uluslar üzerinde oynamanın büyük payı var.
Kendi bilincine varma, us ve imgelem (düş gücü), hayvansal varoluşu karakterize eden “uyum”u bozmuştur. Bu doğuş, insanı ötekilerden ayrı bir varlık, evrenin doğal-olmayan bir yaratı hâline getirmiştir.
O, doğanın bir parçasıdır; doğa yasalarına boyun eğer. Onları değiştirecek güçte değildir; ama yine de doğadaki tüm öteki varlıkları aşan bir yana sahiptir. İnsan, doğanın bir parçası olduğu halde doğadan ayrılmıştır. Bir yuvası olmadığı halde, tüm öteki yaratıklarla paylaşmakta olduğu yuvaya zincirlenmiştir.
Rastlantısal bir yer ve zamanda bu dünyaya fırlatılmış olan insan, yine rastlantısal bir şekilde oradan çıkmak için zorlanmaktadır. Kendi bilincine varmış olduğu için güçsüzlüğünü ve varoluşunun sınırlamalarını algılar. Kendi sonunu, yani ölümü gözünün önüne getirir.
O, varoluşunun ikiye bölünmüşlüğünden hiçbir zaman kurtulamaz; istese bile kendisini ruhundan özgür kılamaz. Yaşadığı sürece bedeninden de kurtulamaz. Bedeniyse, onun yaşamak istemesini sağlar.
Özgürlük konusunda bir sürü laf işiteceksin. Dünyada en çok kullanılan «aşk» sözcüğü kadar söm ürülm üş bir sözcüktür «özgürlük». Hemen hemen. özgürlük adına lime lime kesilmeye, işkence çekmeye, hatta ölmeye razı insanlar tanıyacaksın. Umarım onlardan biri olursun. Ancak, özgürlük adına işkence çekmekte olduğun anda bile onun gerçekte var olmadığını, olsa olsa sen onu aradığın sürece ve oranda var olduğunu anlayacaksın özgürlüğün. Bir düş gibi; doğmadan önceki yaşamının, özgür çünkü yapayalnız olduğun
zamanın, anısından doğmuş bir düşünce gibi...