Haddizatında Ekber bir akıl fukarası, basiret ve iz'an yoksunudur. Sağlam itikadını bozmuş, sonra hak dini bulamamıştır. "İki sürü arasında kalmış şaşkın koyuna benzeyen munafık" gibi, dinler arasında dolaşıp durmuştur hayatı boyunca.
Yine aynı müellifin ifadesiyle Ekber, uzaktan yakından tanıdığı her din ile temas etmiş, her dinin zevkini tatmaya çalışmış, kâh kıbleye yönelerek namaz kılmış, kâh ateşler yaktırarak ateşe ve güneşe tapmış, bazen dünyadan el-etek çekmeyi tavsiye edenlerin yolunu tutmuş, bazen cizvit papazların telkinlerini dinlemiş, bazen Budda'nın müritleriyle e ve dervişleriyle, ara sıra Musevilerin Hahamlarıyla, zaman zaman da Sihlerin "guru"larıyla düşüp kalkmıştır.
Allah Teâlâ'nın kuluna hak ettiği muameleyi yapmaması, ayrıca içinde doğruluk ve hayır olmayan bir şey istediğinde onu acele vermemesi Allah'ın hilminden ve cömertliğinin genişliğindendir. Anlatıldığına göre bir adam, peygamberlerden birine,
"Rabbim'e söyle, kaç defadır kendisine isyan içindeyim ve emrine muhalefet ediyorum, beni henüz cezalandırmadı!" dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ o peygambere şöyle vahyetti:
"O şunu bilsin: Ben benim (âlemlerin Rabb'iyim, ona göre muamele ederim) sen de sensin."