Puan vermedi·155 syf.··
2026 2. kitabı
'Psikoloji kitabı diye aldım roman çıktı' diye düşündüm ilk başta. Yine de akıcılık ilerlememi sağladı. Sonlarında neyin ne olduğunu bi güzel anlatmış. Çarpıcı gerçeklerle logoterapiyi içime işledi.
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,2bin okunma
Üç Büyük Usta, Üç Büyük Dünya
Puan vermedi·228 syf.··
2026 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 17:05
Stefan Zweig'ın güçlü ve etkileyici üslubuyla kaleme aldığı Üç Büyük Usta adlı eserinde; Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin yalnızca edebî kişiliklerini değil, onların ruh dünyalarını, hayat mücadelelerini ve edebiyat tarihindeki yerlerini de okuyoruz. Zweig, bu üç büyük yazarı kuru bir biyografi anlayışıyla anlatmıyor; eserleriyle hayatları arasındaki bağı ortaya koyarak onları adeta yeniden inşa ediyor. Bir yanda Napolyon hayranlığıyla şekillenmiş, yarattığı karakterler aracılığıyla dünyayı fethetmeye çalışan toplumcu yazar Balzac vardır. Zweig, Balzac'ın romanlarını oluştururken benimsediği hayat anlayışını şu sözlerle özetler: "Onun yaşantısı yarattığı kişilerin zevklerine tutkuyla katılmaktan ibarettir." (s. 27) Balzac'ı ilgilendiren insanlar; tutkulu, ihtiraslı ve hayatı bütün şiddetiyle yaşayan insanlardır. Kendisi de tıpkı hayranı olduğu Napolyon gibi, bu kez ordularla değil kalemiyle dünyaya hükmetmek istemiştir. Dickens ise Viktorya döneminin çocuğudur. Disiplinin, aile değerlerinin, çalışkanlığın ve dindarlığın yüceltildiği; fakat aynı zamanda sınıf eşitsizliklerinin, yoksulluğun ve sosyal adaletsizliklerin de derinden hissedildiği bir çağda yetişmiştir. Bu sebeple eserlerinde toplumsal sorunlara sıkça yer verir. Ancak Dickens bir devrimci değildir. O, sistemi yıkmayı değil, aksayan yönlerini düzeltmeyi amaçlar. Gelenek ile değişim arasında bir denge kurmaya çalışır. Zweig'in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur: Deha ile geleneğin çoğu zaman birbirine zıt kavramlar olarak görülmesine rağmen Dickens, bu iki unsuru eserlerinde büyük bir ustalıkla bir araya getirebilmiştir. Kitabın en etkileyici bölümü ise hiç şüphesiz Dostoyevski'ye ayrılan kısımdır. Zweig'in yaklaşık yüz yirmi sayfalık kapsamlı incelemesi, yalnızca bir yazar portresi değil,
Üç Büyük UstaStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20256,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·264 syf.·
2026 418. kitabı
1386 Noel’inden birkaç gün sonraki soğuk bir sabah binlerce insan, iki şövalyenin ölümüne düellosunu izlemek için Paris’te bir manastırın arkasındaki geniş sahayı doldurmuştu.. Eric Jager 14. yüzyıl Fransa'sında iki yakın arkadaş olan şövalye Jean de Carrouges ve yaver Jacques le Gris arasındaki gerilimi ve ardından gelen ölümcül bir ihanet skandalını anlatır.Kurgu ve olay akışının temeli şu unsurlara dayanır:İhanet: Le Gris, Carrouges'un eşi Marguerite'e tecavüz etmekle suçlanır.. Yasal Süreç: Suçlamayı reddeden le Gris'e karşı Carrouges, Fransız Parlamentosu ve Kraliyet'in onayını alarak hukuk mücadelesine girer.Düello: Kanıt yetersizliği nedeniyle dava, iki adamın masumiyetini Tanrı'nın belirleyeceğine inanılan ölümüne bir düelloyla ("kavgayla yargılama") çözülmeye çalışılır.  Tarihi gerçeklere dayanan bu hikaye, Ortaçağ Avrupası'ndaki yargı sistemini, adaletin işleyişini ve dönemin toplumsal cinsiyet rollerini derinlemesine gözler önüne sermektedir. Son Düello Düello yoluyla yargılama Fransa’da, özellikle Normandiya’da eski bir gelenekti. Ortaçağ başlarında köylüler olsun, kasabalılar olsun, soylular olsun tüm sosyal sınıflardan insanlar adli düeollaya başvurabiliyordu. Avrupa’nın bazı bölgelerinde kadınlarla erkeklerin düello yapmasına bile izin veriliyordu. Düello, mülkiyet anlaşmazlıkları gibi hukuk davalarının yanı sıra çok çeşitli suçları karara bağlamak için kullanılırdı. S:94
Roman - Tarih - Edebiyat
Son DüelloEric Jager · İthaki Yayınları · 2021124 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2026 8. kitabı
Kürk Mantolu Madonna benim okurken en çok etkilendiğim kitaplardan biri oldu. İlk başta sıradan bi hikaye gibi gelsede ilerledikçe insanı içine çekiyor. Raif Efendinin yaşadığı yalnızlık, içindeki kırgınlıklar ve Maria Puder'e duyduğu sevgi beni gerçekten duygulandırdı. Bence kitap aşkın sadece mutlu olmak olmadığını, bazen insanın içinde yıllarca taşıdığı bi özlem olduğunu anlatıyor. Kitabı bitirdikten sonra bile etkisi uzun süre geçmedi. Bazı insanların dışardan göründüğü gibi olmadığını ve en derin duygularını kimseye göstermediğini çok güzel anlatan bi kitap.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025375,9bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 18:52
Evet, yine bir kitabın daha sonuna geldim. Sabahattin Ali'nin kitabı olan Kuyucaklı Yusuf'u yeni bitirdim ve kitap bana cidden çok garip geldi. Garipten kastım, okurken bu kitabı nedense İçimizdeki Şeytan'la birleştirdim. Özellikle iki kitaptaki kadın karakterleri, yani Macide ile Muazzez'i birbirine çok benzettim. İkisi de kendi dünyalarında sevgiyi ve aradıkları şeyi bulduklarını sandılar ama ne yazık ki Yusuf bu sevgiyi ve sahiplenmeyi tam olarak Muazzez'e gösteremedi. Tabii burada sadece Yusuf'u suçlamak da olmaz, sonuçta Yusuf'un çocukluktan gelme bir olayı, travması var. O içine kapanıklığı, kasaba hayatına ve toplumsal baskılara ayak uyduramayıp sürekli başka yere, kendi içine çekilmesi de bu durumda illaki büyük bir etkendir. Ama yine de Muazzez'i evde öylece başıboş bırakması, sadece gidip çalışması ve kadına asıl ihtiyacı olan ilgiyi göstermemesi kesinlikle Muazzez'in istediği, hatta hiçbir kadının isteyeceği bir şey değil. Muazzez sadece sığınacak güvenli bir yer ve gerçek bir sevgi arıyordu; Yusuf ise hem kendi içine çekildiği için hem de o çevre yüzünden Muazzez'i ihmal etti ve kasabanın o pis, yozlaşmış insanlarının ortasında tek başına bıraktı. Kitabın devamında da zaten bu ilgisizliğin ve geç kalmışlığın faturası çok ağır oldu. Yusuf onu korumak için ancak en sonlarda her şeyi geride bırakıp alıp gitme eyleminde bulundu ama artık iş işten geçmişti. Sevginin tek başına yetmediğini, insanın kendi içindeki sıkıntıların ve toplumsal baskıların her şeyi nasıl mahvedebileceğini çok buruk bir şekilde hissettiren, garip ama acayip etkileyici bir romandı.
Duygu ve Düşünce
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,5bin okunma
9/10
·288 syf.··
2026 56. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:44
Maurice, E.M Forster'ın 1913 yılında kaleme aldığı ama eşcinselliğin Birleşik Krallık'ta yasadışı olması ve toplumun bu konuya bakışının da oldukça olumsuz olması sebebiyle ancak ölümünün ardından, 1971 yılında yayınlanabilen bir kitap. Kendisi de eşcinsel olan Forster için bu kitap, hislerin kurumsallaşmış devlet, din ve sınıf aygıtlaryıla girdiği savaşın bir manifestosu aslında. Kitabın yazımından bir süre önce, 1895 yılında Oscar Wilde, ahlaksızlık suçlamasıyla yargılanıyor ve mahkumiyete çarptırılıyor. Bu da zaten halk içinde eşcinsel bireylerin endişelerine ek olarak, entelektüel dünyada da derin bir travma yaratmış. E.M Forster, kendi hayatında taşıdığı bu korkuyu, kitabı kurgularken doğrudan doğruya metne de entegre ediyor. Kitap, yazıldığı dönemde yayınlanamamış olsa ve eşcinsel karakterler içeren ilk veya tek kitap olmasa da edebiyat tarihinde devrimci bir rolü de var. O yıllarda queer temalı yazılan az eser var ve bunlar da sansürden kaçınabilmek veya toplumsal tepkiyi hafifletebilmek için karakterlerini her zaman trajik sonlara mahkum ediyorken Forster bunu kabul etmiyor ve şöyle bir not düşüyor: "Mutlu son neredeyse zorunluydu... Kelimelerin izin verdiği ölçüde iki erkeğin aşık olmasına ve sonsuza dek birlikteliğin tadını çıkarmasına kararlıydım. Edebiyat bu hakkı onlara tanımıyordu, ben tanımak zorundaydım."
MauriceE. M. Forster · İletişim Yayıncılık · 2018453 okunma