Şu herkesin yanlışlıkla Shakespeare’ e atfettiği sözü biliyor musun? diye sordu Madison.
Yağmuru sevdiğini söyleyip yine de şemsiye taşımakla ilgili olan mı? diye karşılık verdi Adelaide.
Hayır, dedi Madison. Beni bir kez kandırırsan sen utan. Sana ikinci kez kanarsam ben utanayım.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
O sırada odanın bir köşesinde duran bir Alman generali yüksek sesle:
"Türk birlikleri hiçbir işe yaramaz. Bunlar sadece kaçmasını bilen hayvan sürüleridir. Doğrusu onlara kumanda eden hiç kimseye gipta etmem" diyordu.
Mustafa Kemal şimşek gibi Alman'a doğru döndü, gözleri kızgınlıkla alevlenmişti, tüm vücudu bu öfkeyle titriyordu.
"Ben de bir askerim" dedi. ""Bu orduya kumanda ediyorum." Sesi Türkler'e olan tutkulu inancıyla titreyen itreyen bir trampet gibi tınlıyordu. "Türk askeri asla kaçmaz. Geri çekilme sözünün ne demek olduğunu bile bilmez. Siz, generalim, eğer Türk askerlerinin koştuğunu görürseniz, bunu ancak kendiniz kaçarken görmüş olmalısınız. Kendi korkaklığınızın suçunu Türk askerine yüklemeye nasıl cesaret edersiniz!"
Tam bir ölüm sessizliğine bürünen bekleme odasında bulunan herkes onun sesindeki tutku ile sarsılmışken Mustafa Kemal dimdik yürüdü, Enver'in yanından geçerek çıktı, sarayı terketti.
Ben uykudayken, rüyalar içinde, avunmuş ve sıcak, —
Geliyorlar, o evsiz barksızlar, o sessiz ölüler.
Fırtınanın hayal meyal hücum eden dalgaları
Yukarıda kükrer, uğuldar ve gürlerken,
Karanlığın içinden yatağımın etrafına üşüşüyorlar.
Kalbime fısıldıyorlar; onların düşünceleri benim oluyor.
"Neden buradasın, tüm nöbetlerin bitmiş gibi?
Ypres'ten Frise'e dek Cephe hattında seni aradık."
Acı bir güven içinde uyanıyorum, dostsuz kalmış;
Ve şafak, kamçılayan bir yağmurla başlarken
Çamurlar içindeki Taburu düşünüyorum.
"Ne zaman döneceksin onların yanına bir daha?
Onlar hâlâ senin kardeşlerin değil mi bizim kanımızla?"
GATA'nın
rehabilitasyon merkezi bölümündeki fizik tedavi salonunda herkes
kendi hareketlerini yapıyor ve bir yandan da sohbet ediyorlardır.
Tomris:
Banuhan, dizi bitiyor mu?
Banuhan:
Biri biterken öbürü başlıyor.
Tomris:
Hayırlısı, ben seviyordum bu diziyi.
Bahadır:
Ben de seviyordum.
Banuhan:
Ay, sen sevmesen hatrım kalırdı. Hem sen söyle, projeler ne
alemde?
Bahadır:
Çalışıyoruz.
Banuhan:
Bana yazdığın kadar kod yazsaydın şimdiye bin kere bitmişti.
Tomris:
Doğru vallahi.
Bahadır:
Yan gazi, yan.
Mesela bir gün bir arkadaş bana "Ben hayatı kaliteli yaşamayı çok seviyorum. Sırf çorba içmek için bile Gaziantep'e giderim" dedi. Oysa insan çorba içmek için başka bir şehre giderken namaz için camiye gidemiyorsa kaliteli hayat yaşamıyordur. Bir kişi nefsi için kilometrelerce yol giderken Allah için bir adım atmıyorsa bunu övünerek değil, utanarak söylemesi gerekir. Çünkü ruh efendi; ceset ise efendinin bindiği attır.
İnsan ruhunun ihtiyaçlarını karşılamadan sadece cesedine yatırım yaparsa bu durumda kaliteden bahsetmek mümkün değildir.