Ya bi s
"Bilmeni isterim ki," dedi Eli, parmakları silahın üzerinde geziniyordu, "bunu yapmak benim için hiç kolay değil. Başka seçeneğim yok." "Evet, var," diye fısıldadı Sydney. "Senin yeteneğin yanlış ve bu da seni bir tehlike haline..." "Elinde silah olan ben değilim." "Evet," dedi Eli, "ama senin silahın bundan kötü. Senin gücün doğal değil. Anlıyor musun, Sydney? Doğanın kurallarına aykırı. Tanrı'nın yaratısına ters. Ve bunu," dedi Eli nişan alırken, "bunu herkesin iyiliği için yapıyorum."
Sayfa 157·Kitabı okuyor
Muaz b. Cebel (r.a) bir gün Peygamber Efendimiz'e (s.a.v) sordu: - Ya Resûlullah, konuşmalarımızdan dolayı cezaya çarptırılacağız mı? Peygamber Efendimiz (s.a.v) ona: - Allah hayrını versin ey Muaz! Sen insanların sadece dilleri yüzünden yüzüstü cehenneme atılacaklarını bilmiyor musun, buyurdu.
Tirmizî, iman, 8; İbn Mâce, Fiten, 12; Ahmet b. Hanbel, el-Müsned, 5/231-237.·Kitabı okudu
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Paleolitik Politikalar Üzerine. Avcı-toplayıcı toplulukların cinsel ve maddi paylaşımcılığının arkasındaki yegane politik motor, kabilenin kurumsallaşmış 'vahşi eşitlikçilik' mekanizmalarıdır. Bu toplumlarda hiç kimsenin bir başkası üzerinde hiyerarşik bir otorite kurmasına, liderlik taslamasına veya kaynakları tekeline almasına izin verilmezdi. Biri kibirlenmeye veya kabile üzerinde egemenlik kurmaya kalkıştığında, kabilenin diğer üyeleri anında dedikodu, alay, dışlama veya en uç noktada sürgün/infaz mekanizmalarıyla o kişinin egosunu söndürürlerdi. Cinselliğin ve hazzın da kuralsızca paylaşılması (S.E.Ex), erkeklerin kadınlar üzerinde tekelci bir hiyerarşi (ataerkillik) kurmasını engelleyen en güçlü paleolitik politik supaptı. Eşitlikçilik, ahlaki bir lüks değil, kabilenin hayatta kalmasını sağlayan katı bir politik zorunluluktu.
Sürekli İlerleme Düşleri, modern insanı kendi köleliğine ikna etmek için kullanılan kronik bir narkozdur. Paleolitik ve etnografik veriler, Tarım Devrimi’nin insanlık için ileri doğru bir sıçrama değil, aksine biyolojik, cinsel ve sosyal düzeyde "baş döndürücü bir gerileme ve felaket" olduğunu belgeler. Avcı-toplayıcı insan, haftada sadece 12-15 saat "çalışarak" (toplayarak) geri kalan tüm zamanını oyuna, sanata, sosyal ilişkilere ve kuralsız cinsel haza (S.E.Ex) ayırabilirken; modern medeniyetin çiftçisi ve işçisi, haftada 40-60 saat çalışarak açlık sınırında tekdüze bir hayata mahkum edilmiştir.
Hızını alamayan Dr. Abdullah Cevded, 1922 yılında Bahâîlik üzerine yazdığı bir makalede, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) 'e hakaret eder. Mahkemeye verilir ve iki yıl hapse mahkûm edilir. Ancak 4,5 yıl devam eden mahkeme neticesinde değiştirilen ceza kanununa göre, peygamberlere hakaret suç olmaktan çıkarıldığı için, bu dâvâ düşer. Abdullah Cevded de verilen cezadan böylece kurtulmuş olur.
Sayfa 480·Kitabı okuyor
Din
Diktatör
DİKTATÖR 1930 yılında Ankara Halkevi'nde yapılan 1. Türk Tarih Kongresi'nin sonunda bir çay partisi verildi.Partinin samimi havası içinde öğretmenlerden Reşat Bey (Ord. Prof. Dr. Reşat Kaynar) Atatürk'e,"Paşam, Fransa'da biri, bir eser yazmış, sizin diktatör olduğunuza dair... İzin verir misiniz, biz de ona bir cevap verelim," dedi.Atatürk,"Okudum, cevap vermeye lüzum yok," dedi ve ekledi:"Diktatör olsaydım, siz bu soruyu bana soramazdınız." Anlatan: Nihat Dicle (Tarih Kongresi'nekatılan tarih öğretmenlerinden) Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk Çizgisinde Geçmişten Geleceğe, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,Ankara, 2005, s. 206.
Sayfa 232 - Can·Kitabı okuyor
Alıntı