Ebedi kurtuluşu elde edecek kişi Rabbinin fiilinden ve hükmünden razı olup Rabbini razı edecek işleri yapan ubudiyet kuludur. Mutluluk dereceleri ise kişinin kulluğunu hakkıyla yerine getirmesiyle orantılıdır. Başarısızlığa uğrayan ise dünyanın ve arzunun kulu olan kişidir. Bedbahtlık basamakları da kişinin kulluğunu bilmeyip onu inkâr ettiği ve Rabbinin niteliklerinden kendine ait olmayanları sahiplenmesiyle orantıldır.
Ruhun secde özlemi, aslında Cennet özlemidir. Çükü secdede tattığımız huzur, bize oradaki ebedî huzurun küçük bir işaretidir. Belki de bu yüzden secdeden kalktığımızda içimizde tatlı bir ferahlık, anlatılamayan bir mutluluk kalır.
O hâlde... Ruhunun çağrısını susturma. Secdeye davet eden ezana kulak ver. Çünkü secdede, seni bekleyen Rabbin var. Ve O, kulunun secdesini her şeyden çok sever.
Şu birkaç gün fırsat bulursam elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Ama bugün yazmam olanaksız. Aklım ve yüreğimde yalnızca Gustina var; o soylu ve sıcacık insan, sonuna kadar yaşanmış ama bir türlü huzura ermemiş bir hayatta kıymetli, sadık bir dost. Her akşam en sevdiği şarkıyı söylüyorum onun için. Partizan çarpışmalarının görkemli öykülerini fısıldayan steplerin maviye çalan çayırlarından dem vuran şarkıyı. Hani şu, kocasının yanı başında özgürlük uğruna dövüşen yiğit Kazak kızının savaşırken can verişini anlatan şarkıyı. Ah, benim korkusuz yoldaşım, o ufacık bedende ve o resim gibi yüzde bu ne güç! O iri çocuksu gözlerde ne sevecenlik! Bitmek bilmeyen mücadele ve ikide bir ayrı kalışımız, ilk okşayış ve ilk sevişmenin erikliklerini kimbilir kaç kez yeniden yaşamış ebedî âşıklar kılmıştı bizi. İkimizin kalbinde hep tek bir kalp attı; mutluluk anlarında da, kaygılı, heyecanIı ve hüzünlü saatlerde de hep aynı soluğu soluduk.
Yillarca birlikte çalıştık; iki gerçek dost gibi yardımcı olduk birbirimize. Yıllarca benim ilk okurum ve ilk eleştirmenim oldu; gözlerini üstümde duyumsamadığım zaman yazmak ne kadar zordu. Hayatımızı varsıllaştıran mücadelelerde yıllarca omuz omuzaydık. Aşık olduğumuz bu ülkenin dört bir yanını el ele dolaştık. Pek çok umarsızlık yaşadık, ama çok büyük sevinçlerimiz de oldu; çünkü biz yoksulların varsıllığıyla, yüreğimizdeki varsıllıkla zengin kıldık kendimizi.
Bir eve sahip olma uğruna hayatı taksit ödemekle geçen, ardından hemen ikincisini almak için yeniden borç altına giren, o da bitince yazlık ev, peşine kışlık ev, bir de çocuğa ve toruna ev diye diye sonu gelmez mülk hülyalarıyla yorulan bir zihin-de, bu tür hırslarla yıpranan bir kalpte Allah'ı arzulayacak derman kalabilir mi? "İlla ev" diyen biri, "İlla Allah" diyebilir mi? illa makam, illa şöhret, illa şu insan, illa bu insan, illa başarı, illa mutluluk, illa zenginlik diyen biri, illa Allah diyebilir mi?
Ebediyetle ancak doyabilen, ebedi Zattan başkasına tahammül edemeyen latifelerini "illa" dediği bu sevdalar doyurabilir mi?
İnsani durumlar, çoğunluğun daha iyi şeyleri tercih edeceği kadar iyi işlemiyor, en kötü tercihin kanıtı kalabalığın kendisidir. Dolayısıyla en çok ne yapıldığını değil, yapılması gereken en iyi şeyin ne olduğunu, hakikatin en kötü yorumcusu olan avamın neyi onayladığını değil, ebedi mutluluğa nasıl erişebileceğimizi araştıralım.