Biliyorum aşağıda yaptığım alıntılar uzun. Ama çok faydalı bulduğum için paylaşıyorum. Lütfen sonuna kadar okuyun, çok öğretici.
*Yirmi yaşındaki birinin "otuz beşime gelince yaşamaya başlayacağım." sözleri ile ellisine merdiven dayamış birinin "Artık benden geçmiş, gençlik de kalmadı." şeklindeki yakınmaları eşit derecede yanlış varsayımlar üzerine kurulmuştur. Daha ilginç olan da nedir, biliyormusunuz? Yirmisindeyken otuz beş yaşı iple çeken ve ellisine gelince yirmi yaşın enerjisini arayan aynı bireydir.
*Birey kendini anlamsız sıradan ve boş hissetmeye çok uzun bir süre dayanamaz eğer herhangi bir aktiviteye doğru kaymaya başlamamışsa, kısa zamanda ruhsal devinimi korkunç boyutta yavaşlar var olan potansiyeli yerini boşvermişlik ve umutsuzluğa bırakırır durum böyle olunca da yıkmaya ve yok etmeye dayalı davranışlar kaçınılmaz sonu oluşturur.
*Boşluk hissinin, psikolojik kaynağı nedir? bireydeki boşluk hissi, yüreğin boş veya her tür duygusal potansiyelden yoksun olduğu anlamına gelmez. İnsan sürekli şarj edilmesi gereken bir akü değildir, Onun için ondan statik anlamda boş ya da dolu diye söz edilemez.bizim üzerinde durduğumuz boşluk hissi kaynağını bireyin yaşamı ile ilgili hiçbir şey yapamayacak kadar kendisini güçsüz bulmasında alır. Burada, boşluk dediğimiz şey bir birikimin sonucudur. Birey kendine karşı şartlanır: kendi geleceğini yönlendiremiyeceğine inanır öncelikle.Ne başkalarının davranışları, ne etrafındaki dünya ne de kendi hayatı kontrolü dahilindedir onun kafasında.Yani boşluk, bir anlamda, şartlanma birikimlerinden elimize kalandır. En sonunda istekleri ve arzularının önemi kalmaz ve her şeyden bir anda vazgeçer. Kayıtsızlık ve duygusuzluk aslında endişelere karşı oluşturulmuş bir savunma mekanizmasıdır.eğer birey devamlı aşamayacağı problemlerle